Category "Sağlık Köşesi"

Ey14 2014

Sağlıklı çocuk kontrollerinde, bebeğinizin aşı günü geldiğinde veya ne nedenle olursa çocuk doktoruyla görüştüğünüzde, bebeğinizin / çocuğunuzun kilo ve boyu ölçülecek ve size yaşıtlarına göre kilo ve boyunun nerede olduğu ( kaç persentilde olduğu) söylenecektir. Zaten, bu anne baba olarak sizin de en merak ettiğiniz konulardan biridir. Anne babalar, ellerinde olmadan çocuklarını yaşıtlarıyla kıyaslar, daha zayıf veya kısa gördüklerinde üzülür, çocuğun normal büyüyüp büyümediğinden endişe ederler. Peki, o zaman bu persentiller, büyüme çizelgeleri ne anlama gelmektedir?

Persentiller, belli bir yaş grubundaki kız ve erkek çocukların kilo ve boy dağılımını gösterir. Örneğin; eğer 3 yaşındaki kızınız kiloda 25 persentildeyse, kilosu o yaştaki kız çocuklarının % 25′iyle aynı veya daha fazla , % 75 ‘inden ise daha azdır. Yaş için normal dağılım, 3 persentilden 97 persentile kadar geniş bir aralıktadır. Aslında tek bir değer, pek de anlamlı değildir. Çocuk doktorunuz, çocuğun büyümesini zaman içindeki değişimiyle değerlendirecek, kendi normallerinden sapmalar olursa bunun sebebini araştıracaktır. Yoksa , elbette bütün çocukların birbiriyle aynı boy veya kiloda olmasını beklemiyoruz.

Dr. Nilüfer TOPRAKÇI
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Ey14 2014

 

Çocuklarda antibiyotik kullanımında dikkatli olun !

Çocuklarda antibiyotik hangi hastalıklarda kullanılmalı?
Hastalıklar virüsler ve bakteriler olmak üzere iki tür mikroptan oluşur. Gribal enfeksiyonlar, suçiçeği, kızamık, kabakulak gibi hastalıklar virüs mikrobundan oluşan viral enfeksiyonlardır ve antibiyotik kullanmaya gerek yoktur. Ancak orta kulak enfeksiyonu, zatürre, alerjik olmayan bronşitler, enfeksiyöz ishaller, ve bazı boğaz enfeksiyonları gibi bakteriyel enfeksiyonlarda antibiyotik kullanmak gerekir. Gribal enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımına gerek yoktur.

Antibiyotik hastalık hangi aşamaya geldiğinde ve ne zaman kullanılmalı?
Viral enfeksiyonlar sırasında vücut direnci düştüğü için bazen üzerine ikincil bakteriyel enfeksiyonlar gelişebilir, bu gibi durumlarda hasta yakın takip edilerek gerektiğinde antibiyotiğe başlanabilir.

Doktora danışmadan antibiyotik kullanımı ne kadar doğrudur?
Her hastalıkta ve her kişiye kullanılacak olan antibiyotik farklılık gösterir. Dolayısıyla tedavide aksamaya sebep olup hastayı istenmeyen durumlarla karşı karşıya bırakabilir. Antibiyotikler mikropları öldürürken vücudumuzdaki birçok dokuya da zarar verir. Özellikle antibiyotik gerektirmeyen bir durumda doktora danışmadan kullandığımız antibiyotik mikropsuz bölgelerde ağır hasar yapabilir.

Çocuk her hastalandığında antibiyotik kullanmak ne kadar doğru?
Viral enfeksiyonlarla antibiyotik kullanmak doğru değildir. Gereksiz antibiyotik kullanımı çocuklarda antibiyotik direncine yol açar. Ayrıca antibiyotiklerin çoğu karaciğer ve böbrekten atılırlar, gereksiz yere kullandığımız antibiyotikler bu organlarımız yorar ve normal işlevlerini yapmasını engeller.

Antibiyotiklerin minimum kullanım süreleri ne olmalıdır?
Antibiyotik kullanımının süresi antibiyotiğin çeşidine ve hastalığın türüne göre farklılık gösterebilir. 3 gün kullanılacak antibiyotik olduğu gibi 10-14 gün süre ile kullanılması gereken antibiyotiklerde vardır. Antibiyotik süreleri doktorun önerdiği süreden daha kısa olmamalıdır. Çünkü yetersiz tedavi hastalığın tekrarına ve tam iyileşememeye yol açabilir.

Antibiyotikler vücuttaki yararlı bakterileri öldürür mü?
Vücudumuzda bazı görevleri olan bakteriler vardır. Biz onlara flora bakterileri diyoruz. Antibiyotikler bu yararlı bakterileri de öldürebilir ve bu bakteriler ortamda bulunmadığında zararlı bakteriler daha kolay çoğalarak hastalık yapabilir.

Antibiyotik tedavisine başlandığında görülen hangi yan etkilerden sonra hemen doktora başvurulması gerekir?
Alerjik reaksiyon gelişmişse ve antibiyotik kullanım süresi 3 günü geçmesine rağmen hastalığın gidişatında iyileşmenin aksine daha da kötüye gidiş söz konusuysa hemen doktora başvurulması gereklidir.

Antibiyotiklerin vitaminlerle birlikte kullanılması gerekir mi? Yoksa vitaminler antibiyotiklerin etkisini azaltır mı?
Eskiden antibiyotiklerin mutlaka vitaminlerle birlikte alınması önerilirdi ama yapılan araştırmalar antibiyotiğin tek başına alınmasında bir sakınca olmadığını ve vitaminlerin ekstra bir yararı olmadığını göstermiştir. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İzlem Göçmen’e sorduk.

Ey14 2014

Türkiye’de her 3 çocuktan birinin uzak veya yakını görme sorunu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kemal Dikici, anne ve babalara şu uyarılarda bulundu.
“Türkiye’de her üç çocuktan birinde göz bozukluğu görülebiliyor. Bu görme bozukluğunun farkında olmayan aileler, çocuklarının derslerde ki düşük başarı seviyelerini, öğrenme yeteneklerinin düşüklüğü olarak nitelendirebiliyor. Oysa çocuğun öğrenme kabiliyetinde bir eksiklik yok, iyi göremediği için derslerinde geri kalabiliyor. Göz bozukluğunda önlem alınmadığında, gözde tembellik başlıyor ve bu durum ilerleyen yıllarda çocuğun görme kalitesini daha ciddi oranda etkiliyor. İş işten geçmeden aileler duyarlı davranmalı.”

Çocuklarda en sık görülen sorunlar
Çocuklarda en sık görülen göz hastalıklarının şaşılık, miyop, hipermetrop ve astigmat olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kemal Dikici sözlerini şöyle sürdürdü: “Görme bozukluklarının görülme sıklığı yaşa bağlı olarak artar. Göz tembelliği, Şaşılık, Miyop, Hipermetrop ve Astigmat çocuklarda en sık görülen sorunlardır. Erken doğan yani prematüre bebeklerin ise problemleri çok daha farklı ve büyük boyutlarda olabiliyor, bu nedenle bebek ve çocuklardaki göz problemlerinin erken tanısı çok büyük önem taşıyor.”

Şu belirtilere dikkat
Göz bozukluğunun erken konulan teşhis ile geçici gözlük kullanımı yoluyla kolayca atlatılabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Kemal Dikici, “Çocuğun tahtayı yeterince iyi görememesi, okurken satır atlaması, cümleleri eliyle takip etmesi, bir gözünü daha öne alarak kitaba bakması, televizyonu yakından seyretmesi, gözlerde sulanma ve dolayısıyla ödevlerini yaparken zorlanması gibi durumlar göz bozukluğuna işarettir. Çocuklarında bu tür şikâyetler gözlemleyen ebeveynlerin, okulların açılışı öncesinde mutlaka bir hekime başvurması gerekiyor” dedi.

Okul öncesi göz muayenesi şart
Ailelere okul öncesinde çocuklarını muhakkak düzenli olarak doktora götürmelerini öneren Prof. Dr. Kemal Dikici şöyle konuştu: “Bu sayede bir veya her iki gözde görme azlığı problemi, buna neden olan hastalıklar ve şaşılık erkenden tespit edilir. Ayrıca düşük göz kapağı, nistagmus adı verilen istem dışı göz hareketlerine de bu dönemde erkenden tanı konularak tedaviye geçilebilir. 0-16 yaş grubundaki çocukların gözlerini korumak için doğumdan hemen sonra, çocuk 6 aylıkken, okula başlamadan önce ve okul süresince düzenli göz muayenesi yapılması gereklidir. “

Çocuklardaki göz hastalıkları ve belirtileri
Göz kayması/ Gözlerde titreme/ Göz kapağı düşüklüğü Göz yaşarması/ Çapaklanma/ Şişlik/ Bir gözü kapayarak bakma/ Çok yakından okuma/ TV’yi yakından izleme/ Gözlerini kısarak bakma/ Okuduğu yeri kaçırma/ Okuduğu yeri belirlemek için parmak kullanma/ Düşük performans/ Baş ağrısı/ Sakarca davranış/ Dalgınlık/ Başı bir yana eğerek bakma/ Sık sık gözleri kaşıma/ Bebek 3 aylık olmasına rağmen bakışları odaklayamama/ Ailede gözlük kullananlar veya göz hastalığı bulunması durumlarında çocukta göz hastalığı olabileceğini düşünmek gerekir.

Ey14 2014

Ağız ve Dişler Konuşmayı Nasıl Etkiliyor?
Düzgün konuşmada dişlerin önemli bir rolü olduğunu belirten Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, dişler, çene kemikleri, diş etleri, dil ve damağın konuşmayla ilgili görevleri bir bütün olarak yürüttüğünü söyledi. Dişlerimizin, sayı ve durumuna bağlı olarak istenen sesi çıkarmamızı sağladığının altını çizen Dr. Kışlaoğlu, ‘’Takma dişleri olanların dişlerini çıkardığında çektiği konuşma zorluğunu düşünürsek dişlerin konuşmadaki rolünü kavramamız zor olmayacaktır’’ dedi.

Dr. Çağdaş Kışlaoğlu dişlerin konuşmadaki önemini şu örneklerle aktardı; ‘’De ve Te sesleri dil ucunun, üst kesicilerin damak tarafındaki eğiminden destek almasıyla, Fe ve Ve sesleri ise alt dudağın, üst kesicilerin kesici uçlarına temas etmesiyle çıkar. Se sesi biraz karışık bir işlem gerektirir. Alt ve üst kesiciler birbiriyle temas halindeyken dilin, azıların dil tarafındaki yüzeyinden destek alması ve dil ucunun da (kesiciler arasında bir oluk yapıp) hava borusu oluşturmasıyla gerçekleşir. Şe ve Je sesleri de buna benzer bir işlemle gerçekleşir fakat bu sırada dil ucu göreve katılmaz’’
Bebekler ve Çocuklarda Bunlara Dikkat!
Tedavi edilmeyen süt dişi çürüklerinin ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerini tetiklediğini belirten Dr. Kışlaoğlu, bu sorunların, çocuğun ergenlik ve yetişkinlik döneminde konuşma problemleriyle karşı karşıya kalmasına neden olabileceğini söyledi.

‘’Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulması ileride oluşabilecek bozuklukları engeller’’ diyen Kışlaoğlu, diş gıcırdatma, parmak emme gibi alışkanlıklar ve emzik, biberon, diş kaşıyıcı gibi malzemelerin oluşturabileceği yapısal bozuklukları da ihmal etmemek gerektiğini vurguladı.

Diş ve Çene Problemlerinde Ortodontiden Faydalanın

Konuşmayı etkileyen diğer bir etkenin de ortodontik problemler denilen, çenesel uyumsuzluk veya dişsel bozukluklar olduğunu ifade eden Dr. Kışlaoğlu, ortodontinin çapraşık dişlerin düzeltilmesi, diş, çene ve yüzdeki uyumsuzlukların giderilmesi ile ilgilenen bir bilim dalı olduğunu belirtti.

Ortodontistlerin, çene kemiği ve dişlerimizin doğru yerde ve doğru konumda yerleşmesini sağladığını açıklayan Kışlaoğlu, sözlerini ‘’Dişlerdeki çapraşıklıkların düzeltilmesi ile önemli bir estetik kazanım ve konuşma kolaylığı sağlandığı gibi, bu işlemin ağız ve diş sağlığına da birçok faydası vardır. Çapraşıklıkların giderilmesi ile bu bölgelerin daha kolay ve etkili temizlenmesi sağlanır, böylece çürük ve diş eti hastalıklarının önüne geçilmiş olur. Ayrıca dişlerin ve çenelerin kapanışı düzeleceği için kullandığımız kelime ve harflerin telaffuzu daha net sağlanır’’ şeklinde tamamladı.


Diş Hekimi ve Protez Uzmanı
Çağdaş Kışlaoğlu

Ey14 2014

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE İŞTAHSIZLIK

1. Okul öncesi dönemin en önemli özelliği daha önceki ve sonraki yaş gruplarına oranla büyümenin nispeten daha yavaş olmasıdır. Adeta geçici bir durgunluk dönemi denilebilir. Çocuk boy uzunluğu ve vücut ağırlığı artışı göstermeye devam eder, ancak hızı azalmıştır. Bu nedenle de, bu dönemde yeterli ve dengeli beslenemeyen çocuk anne-babanın dikkatinden kaçabilir. Yetersiz kilo artışı ve boy uzaması gerçekleştiği durumda bile dikkati çekmeyebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, bu yaş grubu çocuklar da büyümeye devam ederler, etmelidirler.

2. Beslenme becerileri büyük ölçüde gelişmiştir. Bu yaş grubunda hemen her çocuk, sıvı-yarı katı ve katı besinleri sorunsuz tüketebilir hale gelmiştir. Ancak yine de pek çok çocukta söz konusu beslenme becerilerinin hala geliştirilmeye ihtiyacı vardır. Bunun için uygun besinlerle becerilerin geliştirilmesi desteklenmelidir.

3. Çocuğun bağımsızlığını ilan etmesi, kendi iradesini yaşamak arzusu çok dikkat çekicidir. Bu amaçla sevdiği-sevmediği yiyecekleri belirleme ve kabul ettirme dönemidir. Anne-baba çocuğun tercihlerine saygı duymakla birlikte, uygun zaman aralıklarıyla yeni besinleri teklif etmeli, çocuğun yeni besinleri denemesini sağlamalıdır. Burada baskı yapılmamalı, bu süreç doğal ortamlarda gerçekleştirilmelidir.

4. Bu yaş grubu çocukların bir diğer özelliği de öğrenmeye çok yatkın oluşlarıdır. Ancak, bu istek genellikle başkalarının davranışlarını izleme ve taklit etme özelliği taşır. Bu nedenle, çocuk olumlu etkilere açık olduğu kadar olumsuz etkilere de açıktır.

5. Erişkinlerin beslenme davranışlarını kopya etmeyi sever. Bu özellik olumlu yönde kullanılmalıdır.

6. Beslenme becerileri gelişmiş olsa da, sofra düzenin benimsetilebilmesi de bu yaş grubunun özelliğidir. Bu nedenle öğün saatlerinde aile ile birlikte sofraya oturmalı, beslenmenin sosyal ve kültürel niteliklerini öğrenmesi için gayret edilmelidir.

ARAŞTIRMALAR DİYOR Kİ…

Yapılan bir araştırmada okul öncesi yaş grubu çocuklarının beslenme davranışları incelenmiş, aşağıdaki sonuçlar ortaya çıkmıştır:

1. Büyük bir kısmı günde 3 öğün beslenmeyi sürdürebilmektedir. Boy uzunlukları ve vücut ağırlıkları normal sınırlarda ise sakınca yoktur.

2. Bir kısmı öğün aralarında da ara öğün olarak bazı yiyecekleri tüketebilir. Eğer ara öğünde yedikleri ana öğünde besin tüketimini olumsuz etkiliyorsa kaldırılabilir.

3. Bir kısmı süte aşırı düşkünlük gösterirken, bir kısmı da süt ve süt ürünlerini yemeği reddeder. Bu durumda süt grubunda yer alan yiyeceklerden daha kolay tükettiği tercih edilmelidir. Bir diğer yaklaşım da sütü başka yiyeceklerin içinde tüketmesini sağlamaktır. Sütlü çorbalar ve sütlü tatlılar, dondurma bu amaçla kullanılabilir.

4. Ekmek yeme oranı oldukça düşüktür. Pilav, makarna, börek gibi ekmek değişimleri veya hamburger, pizza ve pide gibi ekmek içeren yiyeceklerin önerilmesi söz konusu olabilir.

5. Abur-cubur adı verilen yiyecek gruplarıyla tanışmışlardır ve tercih ederler. Belirli disiplin içinde ve özellikle de yemek sonrasında az miktarda yiyebilirler.

6. Fast-food grubuyla da bu yaş grubunda tanışırlar. Belirli disiplin içinde yemelerinde sakınca yoktur.

7. Tek yönlü şeker tüketimi eğilimleri çok belirgindir. Gerek besin değeri gerek diş sağlığı açısından tercih edilmez.

ANNE BABALARA ÖNERİLER

– Her öğün için makul bir süre belirleyin.

– Öğün kuralları oluşturun.

– Daima az-makul miktarda porsiyonlar verin.

– Sofradaki sohbet edin ve buna çocuğunuzu da dahil edin.

– Masadaki davranışlarını sık sık övün.

– Belirlenen kuralların üçüncü defa bozulması durumunda kuralları tekrar belirleyin.

– Süre bitiminde yemeği sonlandırın.

– Son yemeğini bitirmezse, tatlı ve kola vermeyin.

Ey14 2014

Çocuk Sağlığı Konusunda Doğru Bilinen Yanlışlar!

Çocuk sağlığı konusunda doğru bilinen yanlışları Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Beril Bayrak anlatıyor.

1- Üşütmek ya da rüzgarda kalmak hastalığa neden olur. Soğuk algınlığı dediğimiz şey aslında virüsler nedeniyle meydana gelir. Çocukların üşümesiyle, rüzgarda kalmalarıyla bir ilgisi yoktur. Böyle olsaydı soğuk iklimlerde çocuklar daha çok hastalanırlardı oysaki bu doğru değildir. Kışın çocuklar daha fazla hasta olurlar çünkü virüsler daha iyi ürer. Ayrıca insanlar hep iç mekanda olduğu için hastalık bulaşması da daha kolay olur.

2- Boğazı ağrıyan dondurma yememeli. Boğaz enfeksiyonunun dondurma ile hiçbir ilgisi yoktur. Dondurma ya da başka soğuk şeyler yemek ya da içmek boğaz ağrısına ya da boğaz enfeksiyonuna sebep olmaz ve olan boğaz ağrısını kötüleştirmezler.

3- Soğuk algınlığında koruyucu antibiyotik verirsek ilerlemesini engelleriz. Bu doğru değildir. Virüse bağlı enfeksiyonlarda antibiyotikler işe yaramaz ve hatta dirençli enfeksiyon gelişmesine zemin hazırlayabilirler. Antibiyotikler ancak bakteri enfeksiyonuna karşı etkilidirler.

4- Hasta çocuklar evden dışarı çıkmamalıdır. Çocuklar hastayken bile açık hava almalarında fayda vardır.

5- Burun yeşil aktığında antibiyotik verilmelidir. Virüslere bağlı burun akıntısı da hatta bazen allerjiye bağlı burun akıntısı da zaman zaman yeşil renk olabilir. Sinüs enfeksiyonu tanısı konursa ancak antibiyotik gerekecektir.

6- Ateşi olan çocuğu giydirmek gerekir. Aslında ateşi olan çocuğun mümkünse beziyle yatması gerekir. Giydirmek çocukların ateşini yükseltir.

7- Ateşli çocuğu sirkeli suyla silmek iyi gelir. Sirke, alkol, aspirin gibi şeyler ciltteki suyu çekerek sıvı kaybına neden olabilirler ve doğru değildir.

8- Hasta çocuk yıkanmaz. Aslında banyo yapmak hasta çocukları çok rahatlatır ve banyodaki buhar burun tıkanıklığı ve öksürük gibi belirtilere iyi gelir.

9- Çocuğun bronşları doluysa, öksürüyorsa süt içirmemeli. Aslında sütün solunum sistemindeki ifrazatla hiçbir ilişkisi yoktur. Süt hem sıvı hem de besleyici olduğundan hasta çocuk için iyi bir besindir.

Ey14 2014

ANNE BABALAR! YEMEK YERKEN MİMİKLERİNİZE DİKKAT EDİN..

Her ebeveyn çocuğunun yemek konusunda kusursuz olmasını ister. İştahı yerinde, yemek ayrımı yapmayan, besleyici yemekleri yiyen ve bunları gerçekten seven çocukları olsun ister. Ama bir gerçek vardır ki çocuklar, özellikle de okul öncesi dönemdeki çocuklar, yemek seçerler. Fakat anne ve babanın çocuklarının daha bebeklik döneminden itibaren takındıkları beslenme düzeni hakkındaki tutum ve davranışları çocuklarının sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmasını sağlayabilir. Nasıl mı? Gelin hep beraber öğrenelim.

Okul öncesi dönem çocuklarının bir numaralı özellikleri taklitçi olmalarıdır. Yaşamlarında model olarak gördükleri kişileri direkt olarak taklit ederler. Bu kişiler genellikle kız çocukları için abla ya da anne iken erkek çocukları için de abi ya da baba olur. Zaman içinde de model olarak gördükleri kişileri yemek sofrasında taklit etmeye başlarlar. Bu konuda özellikle de ebeveynlerin mimiklerine dikkat etmeleri gerekmektedir. Yapılan çalışmalara göre bebekler daha yaşamın ilk aylarında bile karşısındaki kişinin mimiklerini taklit edebiliyor. Bunun çocuğunuzun daha bebeklik dönemlerinden itibaren beslenmeye, sofraya, farklı besinlere ilgisini çekmeli, bunu yaparken de hem mimiklerimize hem de kurduğumuz cümlelere dikkat etmeliyiz. Bir sebze yemeğini gördüğünde yüzünü buruşturan bir babası olan çocuğun da o yemeğe karşı belli bir süre sonra tepki oluşturduğu bilinmektedir. Peki, çocuklarda doğru beslenme bilincini oluşturmak için ne yapmalıyız?

-Kahvaltı en önemli öğünümüzdür. Bunu çocuklara öğretmemiz gerekir. Bunun için evde sabah uyanıldığında anne ve babanın kahvaltı sofrasına ilgisinin olması zaman içinde çocuğun kahvaltının gerçekten önemli olduğunu öğrenmesini sağlayacaktır.

-Yemekleri yerken güzel cümleler kurun. Örneğin “yumurta bizim için çok önemli bir besindir. Hayvansal kaynaklı olduğundan çok besleyicidir. Ayrıca ııımmmm çok lezzetli” gibi bir cümle kurmak çocuğunuzun yumurtaya karşı bakışını etkileyecektir.

-Yemek yerken yemeğin çok lezzetli olduğunu ve oldukça da faydalı olduğunu belli edecek mimik hareketleri yapın. Çocuğunuz belli bir süre sonra sizi taklit edecektir.

-Çocuğunuz bir yemeği yemiyor ya da sevmiyorsa belli aralıklar ile o yemeği yapın ve borcam içine koyarak sofraya getirin. Örneğin karnabahar yemeğini sevmeyen bir çocuğunuz var ise haftada 1 defa karnabahar yapın ve karnabahara alternatif 1 adet daha yemeğiniz olsun. Akşam yemeğinde sofraya karnabahar yemeğini getirin ve eşiniz ile kendinize karnabahar yemeği koyun. Çocuğunuza da teklif edin ancak büyük ihtimalle istemeyecektir. Asla ısrar etmeyin. Ona diğer yemekten koyun ve siz yemeğinizi yerken hem mimikleriniz ile hem de sözlerinizle yemeğin çok lezzetli olduğunu belli edin. Bir sonraki hafta yine haftada 1 gün karnabahar yemeği yapın ve aynı yolu izleyin. Çocuğunuzun belli bir süre sonra karnabahar yemeğinin tadını merak ettiğini fark edeceksiniz.

-Yemek yeme seanslarında çocuklarınızla asla inatlaşmayın. Unutmayın onların inadı sizinkinden üstündür ve inatlaşırsanız siz kaybedersiniz.

İşte bu şekilde birkaç stratejik davranış ile çocukların besinler hakkındaki düşüncelerini değiştirebiliriz. Kurulacak cümleler ve yapılacak mimikler ile çok daha sağlıklı beslenmeyi artık kendisi isteyen bir çocuğunuz olacaktır.

Sağlıkla geçirilecek hayatlar dileğiyle…

Başak Demirhan

Ey14 2014

ÇOCUKLARA ABUR CUBUR OLARAK MEYVE VE ÇEREZ YEDİRİLMELİ

Bütün çocuklar abur cubur yemeyi sever. Eline para alıp bakkala gitmeyi öğrendiği andan itibaren bisküvi, çikolata, şeker, sakız, cips gibi yiyecekleri almak ister. Biraz büyüyünce fast food restoranlarda hamburger yemeye, okul kantinlerinde tost, kızarmış patates, ketçap mayonez katkılı ekmek arası köfte ile beslenmeyi, evdeki sağlıklı sebze yemeği ve meyvelere tercih etmeye başlar. Çocuklarınızın hem atıştırma, abur cubur yeme hevesini gidermek hem de sağlıklı beslenmelerini sağlamak için bir önerimiz var: Evinize bisküvi, çikolata, şekerleme yerine taze ve kuru meyveler ile çerez alın ve ailece tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Kurutulmuş meyveler iyi bir A vitamini kaynağı. Kanser riskini azaltan antioksidanlar açısından zengin, hücresel bağışıklığı artırıcı, sindirim sistemi hastalıklarını önleyici, kabızlığı engelleyici vb. gibi pek çok yararı var. Kurutulan meyvelerin mineraller ve özellikle demir yönünden zengin olduğunu belirten Acıbadem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatoş Özcan, dolayısıyla kan yapımında ve özellikle egzersiz yapanlarda kaybedilen enerji ile terle atılan minerallerin yerine acilen konulmasında etkin olduğunu ifade ediyor. Kuru meyvelerin enerji değerinin yüksek olduğuna dikkat çeken Özcan, `Kurutulan meyvenin şeker oranı artar, damak tadı lezzetli hale gelir. Bu nedenle yağlı ve çok şerbetli hamur tatlılarının, yağ oksidasyonu nedeniyle yüksek kanser riski taşıyan cipslerin, kremalı-çikolatalı bisküvilerin ve aşırı yenen çikolatanın yerine tercih edilebilir. Komposto ve hoşaf olarak da tüketilebilen kuru meyvelerin temiz, renkleri bozulmamış, yumuşamamış olanları çerez olarak yenilebilir.` diyor. Yemeklerimize lezzet katan ve çerez olarak yenilen kuru yemişler de B vitaminleri, protein, yağ ve mineralce zengin olmalarının yanı sıra içerdikleri doymamış yağ, E vitamini, Mg ve flavanoidler ile kalp-damar hastalığı ve kanser riskini azaltıyor. Fatoş Özcan, kuruyemişlerin özellikle çocukların ve ağır işte çalışan enerjisi ve mineral ihtiyacı fazla kişilerin diyetinde yer alması gerektiğini söylüyor. Kuruyemişlerin ezmeleri kahvaltılık olarak kullanılabilir. Meyve, sütlü ve hamur tatlılarla birlikte aroması güzel, lezzetli alternatif besinler yapılabilir: Sucuklu ceviz, cevizli-kayısılı-üzümlü kek, cevizli-mısırlı salatalar, kuruyemişle süslenmiş sütlü tatlılar vb. Meyveler, içerdikleri vitamin (özellikle C ve A) ve mineral deposu ile sağlıklı beslenmenin olmazsa olmazlarından. Meyvelerin besin değerleri kadar içeriğindeki asit ve şekerden dolayı iştah artırıcı özellikleri de var. Fatoş Özcan, vitamin hapları yerine günlük beslenmede özellikle taze sebze ve meyvelerden en az 5 porsiyon bulundurmanın, hastalıklara karşı direnci artırmanın yanı sıra posa içeriği ile kalp-damar hastalıkları, kanser, kabızlık gibi sindirim sistemi hastalıkları riskini de azalttığını belirtiyor. Doğru beslenme çocukluktan itibaren aile içinde öğreniliyor. Anne-babalar küçükken çocuklarına doğru beslenmeyi aile içersinde bizzat kendileri de uygulayarak çocuklara öğretmeli. Çocukların fast-food beslenme istekleri yönlendirilmeli. Anneler ekmek arası, hamburger büyüklüğündeki köfteleri mayonez, turşu, ketçap ile servis edebilir. Bunlar, ayran veya taze meyve suyu ile yedirilirse daha sağlıklı ve ucuz tüketim sağlanır. Aile örnek olmalı Çocuklara her şeyden önce abur cuburun zararları anlatılmalı. Günlük alınması gereken besin öğeleri ana yemeklerde karşılanmalı. Aralarda çok sevilen bu tip gıdalar bilinçli miktar ve sıklıkta tüketilebilmeli. Çocuk piknik, tiyatro gösterisi, sinema veya doğum günü gibi özel günlerinde serbest bırakılmalı. Abur cuburun içeriğinin fazla şekerli ve yağlı, tuzlu ve katkı maddeli olduğu, zararları çocuğa öğretilmeli. Ailenin kendisi de bu tip gıdaları yememeye özen göstermeli.

Ey14 2014

ÇOCUĞUM HİPERAKTİF Mİ?

Son yıllarda hiperaktif çocuk tanısının daha çok gündeme gelmesiyle, çocuğu biraz hareketli olan anne babalar hemen çocuk doktorlarına bu soruyla geliyorlar; Acaba çocuğum hiperaktif mi? Elbette, yeni yürümeyi öğrenmiş bebekler, okul öncesi çağdaki çocuklar gerçekten de çok hareketli olabiliyorlar. Durmadan, yorulmadan bir şeylerin peşinde koşuyorlar, bazen onları seyretmek bile bizi yoruyor! Ancak, bu hareketlilik ve merak genelde yaşlarına göre normal ve sağlıklı bir sürece işaret ediyor. Bu çocukların küçük bir bölümü ise, gerçekten Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı alacak çocuklardır. Bunun belirtileri genellikle 3-4 yaşlarda, akran iletişiminin başlamasıyla birlikte fark edilir. Erkek çocuklarda daha sık görülür. Okula başlamayla birlikte, okul başarısına da engel olarak dikkat çeker.

Hiperaktif Çocuk,
Düşünmeden hareket eder, başına açabileceği tehlikeden korkmaz.
Hızla bir aktiviteden öbürüne geçer, başladığı işi bitiremez.
Yaptığı işi organize etmede zorlanır.
Daima yol gösterilmesine gerek duyar.
Oyunda sırasını bekleyemez, kurallara bağlı kalamaz, hemen hırçınlaşır.
Dikkati kolay dağılır.
Bir şey anlatılırken dinlemiyor gibi gözükür.
Ödevine konsantre olamaz.
Ayrıntıları gözden kaçırdığı için basit hatalar yapar.
Etrafta koşar, eşyaların üstüne tırmanır.
Hareketsiz durmada, oturmada zorlanır, sürekli hareket halindedir.
Uykuda bile çok hareketlidir.
Akranlarına göre daha sakardır, daha unutkandır, eşyalarını kaybeder.

Eğer, çocuğunuzda bu belirtilerin çoğunu gözlemliyorsanız, çocuğunuz gerçekten de hiperaktif olabilir. Önce çocuk doktorunuza danışmalı, ardından da onun yönlendireceği şekilde psikolojik yardım almalısınız.

Her çocukta bu belirtilerin bir kısmı zaman zaman görülebilir, bu onun hiperaktif olduğunu göstermez. Ancak, ısrarla devam ediyorsa değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca; ailede yaşanan problemler, psikolojik stresler, hafif işitme kayıpları, görme bozuklukları, tiroid bezinin aşırı çalışması, demir eksikliği gibi bazı sorunlar da benzer tablolara yol açabilir.

Ey14 2014

Süt İçmek İstemiyor
Sütü bazıları soğuk, bazıları sıcak ya da ılık sever. Çocuğunuzun nasıl sevdiğini deneyerek bulun. Bardağına renkli kamışlar koyun onlarla içmeyi sevebilir. Sütlaç, muhallebi gibi tatlılar yapın. İçine meyve ezip koyabilirsiniz. Peynir ve yoğurt da süt yerine geçer. Yemeklerin üzerine yoğurt ya da peynir ekleyebilirsiniz.

Sebze Yemek İstemiyor
Meyveler de sebze yerine geçer, istediği meyveleri ya da meyve sularını verin. Salatalık, havuç gibi sebzeleri çiğ olarak çubuk biçiminde hazırlayın, hoşuna gidebilir. Evde siz de sebze yemekleri yiyin zamanla görerek alışır. Sevdiği yemeklere (çorbalara, köfteye, soslara) rendelenmiş olarak sebze ekleyin farketmeden yer.

Hep Şekerli Şeyler Yemek İstiyor
Evde fazla şekerli besin bulundurmayın, kolayca bulup yiyemesin. Meyve bulundurun, canı tatlı isteyince meyve yesin. Çikolata ve şekeri ödül olarak kullanmayın. Kurabiye ve kekleri meyveli yapın daha az şeker kullanmış olursunuz.

Et Yemek İstemiyor
Köfte sert geliyor olabilir, dolmalara kıyma eklemeyi deneyin. Kırmızı et sevmiyorsa tavuk ya da balık da olabilir. Makarna seviyorsa üstüne kıymalı sos yapın.
Kıymalı börek ya da poğaça sevebilir. Mercimek, nohut, kuru fasulyede de et gibi protein ve mineraller vardır. Seviyorsa bunlardan yemek yapın. Yumurta sarısının da besin değeri aynıdır, doğrudan ya da terbiye ve kek içinde yumurta verilebilir. Fındık, ceviz gibi kuru yemişlerde de etlerdekine benzer maddeler vardır. İki yaşından büyükse kuruyemiş olarak verin, küçükse fındıklı, cevizli kek yapın. Sütlü tatlılara dövülmüş ceviz koyun.