Category "Anne-Baba Rehberi"

Ey14 2014

 

Sizin çocuğunuz “ayrı bir dünya” ve bu dünyaya özel bir çocuk yetiştirme reçetesi yok: “Her yaramazlık yaptıktan sonra sabah akşam tok karna şu ilacı verin” gibi.

Çocuğunuz hasta olunca doktora gidersiniz, doktor reçete yazar ve o ilaçları alarak tedavisini yaparsınız. Çocuğunuzun sağlıklı büyümesi için vitaminli yiyecekleri bilir, onlarla beslersiniz; kaliteli, sağlıklı oyuncakları ve kıyafetleri tercih edersiniz; tüm sevgi ve ilginizi verirsiniz. Tüm bunları tek başınıza yapabilirsiniz. Fakat tek başınıza çocuğunuzun zihinsel, sosyal, duygusal gelişimini destekleyebileceğiniz, “sizin çocuğunuza özel yazılmış” ne bir kitap ne de bir ilaç yok. Mutlaka ki çocuk psikolojisi ve sağlığıyla ilgili kitaplar okumak size destek olacaktır. Fakat bunlar tek başına yeterli olamayacaktır. Hatta siz Pedagog bir anne olsanız bile objektif bir şekilde değerlendirilmeye ihtiyaç duyacaksınız.

Unutmayın sizin çocuğunuz ayrı bir dünya. Farklı karakterlere sahip anne, baba, çocuğun biyolojik özellikleri, yaşadığınız küçük çevrenin özellikleri, sizin inandıklarınız, yaşadıklarınız, tüm bunlar çocuğunuzun dünyasını oluşturuyor ve bu dünyaya özel bir çocuk yetiştirme reçetesi yok: her yaramazlık yaptıktık tan sonra şu ilacı verin diye bir şey de yok.
Çocuğunuzun içinde bulunduğu şartlara ve duruma göre çocuğa yaklaşım farklılık gösterecektir. Bu nedenle Pedagog size hangi durumda ne yapmanız gerektiğini, o şartlara göre, çocuğunuzun gelişimsel ve bireysel özelliğini dikkate alarak değerlendirecektir.

Çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçları her yaşta farklılık gösterir.

Çocuklar bebeklik döneminde çok hızlı büyür ve haftalar bile önemlidir. Daha sonra gelişimleri yavaşlar ve her yaşta farklı bir psikolojik, biyolojik dönemin içindedir. Bu dönemin özelliklerini bilerek, çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçlarını dikkate alarak Pedagog sizin çocuğunuza özel size “çocuğunuzu yetiştirme kılavuzluğu” yapar. Böylece çocuğunuza karşı tutum ve davranışlarınız doğru mu, değil mi bunu bilirsiniz ve bunun bilincinde kendine güvenen anne babalar olursunuz.
Pedagoga gitme sıklığı çocuğun yaşına ve yaşadığı problemlerinin türüne göre değişir.
0-15 yaşa kadar uzman bir Pedagogla senede bir kaç defa görüşmeniz çocuğunuzun en kritik dönemleri en az zararla atlatmasına yardımcı olur. Pedagoga gitme sıklığı çocuğunuzun yaşına, yaşadığı döneme göre değişir. 3-6 yaşta en az üç ayda bir gidebilirsiniz. Eğer çocuk kritik bir dönemdeyse ya da siz kritik bir dönemdeyseniz, o durumun özelliğine göre, o dönemi atlatana kadar daha sık gitmeniz gerekebilir.

Ey14 2014

Birçok ailede harçlık konusu çocuklar ve ergenler için üzerinde tartışılan bir konudur. Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Hülya Bingöl şöyle diyor: “Tabii ki ebeveyn olarak çocuklarınıza belirli miktarda harçlık vermekle yükümlüsünüzdür. Bu çocukların gelişimi için de gerekli bir unsurdur. Burada ailelerin maddi durumları farklı uygulamaları gerektirmektedir.”

Ne kadar harçlık verilmelidir?
Harçlık miktarı belirlenirken harçlığın anlamı ebeveyn ve çocuk tarafından iyi kavranmalıdır. Harçlık ihtiyaçları gidermek için değildir. Yani harçlık ile giysi, okul malzemeleri, doğum günü hediyeleri alınmaz. Harçlık çocuğun elindeki serbest bir para miktarıdır. 9 yaşına kadar harçlığın haftalık verilmesi uygundur. Çünkü bu yaştaki çocuklar daha uzun süreli düşünme yetisine sahip değildirler. Harçlığın miktarı ailenin toplam bütçesi ile orantılı olmalıdır. Ailenin maddi sıkıntısının olması veya işsizlik gibi nedenler çocuğun harçlık miktarınıda etkiler. Bu durumlardaki tavsiyemiz çocuklarınızla açıkça durum hakkında konuşmanızdır. Böylece çocuğa nedenleri daha iyi açıklamış olursunuz.

İlk harçlık ne zaman verilmelidir?
Mantıklı olarak çocuk sayıları iyice tanıdığı bir dönemde ve bazı değerleri matematiksel olarak sıralayabildiği bir dönemde ilk harçlık verilmeye başlanmalıdır. Deneyimlere göre okula başlangıç yaşı çocuklara harçlık deneyimi için en uygun yaşdır. Burada önemli olan hep aynı zamanda ve düzenli olarak harçlığın verilmesidir.

Harçlık vermek neden önemlidir?
Böylece çocuklar para ilişkilerini daha iyi öğrenirler.
Para ile başa çıkma kendi özgüveni ve sorumluluk bilinci açısından önemli bir adımdır.
Erken yaşta para ile başa çıkmayı öğrenen çocuk ileriki yaşlarda maddi açıdan ev idaresini iyi becerir.
Çocuklar büyük şeyleri alabilmek için tutum yapmanın gerekliliğini öğrenirler. Aynı zamanda planlamayı ve beklemeyi de öğrenirler.
Çocuklar hayallerini devamlı anneden istemeden de gerçekleştirebileceklerini böylece anlarlar
Hayaller sınırsız finanse edilemez.
Harçlığı olamayan bir çocuk içinde bulunduğu grupta dışlanabilir.
Başkalarına bir şey hediye edilerek de mutlu olabileceklerini öğrenirler.

Ey14 2014

 

Çocuk disiplininde yapılan hatalar
Elbette, anne babalar olarak hepimiz çocuklarımızı yetiştirirken onlar için en iyiyi istiyor, hata yapmak istemiyoruz. Ancak, bebekler de hastaneden kullanım kılavuzuyla gelmiyorlar ! Çocuk yetiştirmek uzun ve zorlu bir süreç. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nilüfer Toprakçı “Bu süreçte, sevgi ve disiplin çocuğa birlikte verilmeli. Hiçbirimiz mükemmel değiliz, istemesek de hatalar yapıyoruz.” diyor ve çocuk yetiştirmede sık yapılan hatalara değinerek belki sizlerin de değiştirmek, düzelmek istediğiniz davranışlar üzerinde duruyor.

1- Sorunları görmezden gelmek: Eğer çocuğunuzla yaşadığınız öfke nöbeti, uyku problemleri gibi sorunlara eğilmeden onlarla birlikte yaşamaya çalışırsanız, hayatınızın normal bir parçası haline gelirler ve giderek çözüme ulaşmak zorlaşır. Bazen anne babaya çocuklarının çok yanlış davranışları bile rahatsız edici gelmez. Ancak, çevrenizdekiler veya doktorunuz sizi sürekli uyarıyorsa bir sorun olabileceğini göz önünde tutmalısınız.

2- Gerçekten sorun olup olmadığına karar verememek: Belli davranışlar bazı yaşlar için normaldir. Örneğin, iki yaşındaki çocuğunuz istediğini almadınız diye markette kendini yere atıp bir öfke nöbeti geçirebilir. Bunu, gelişiminin normal bir parçası olarak kabul edebilirsiniz. Ancak benzer bir davranışı altı yaşındayken tekrarlıyorsa, bir sorun var demektir.

3- Beklentinin aşırı olması: Çocuğunuzu tanıyın, belli yaştaki yetenek ve özelliklerini bilin. Ondan beklediklerinizi bu bilgilerin ışığında gözden geçirin. Örneğin doktorunuz iki yaşında tuvalet eğitimine başlayabileceğinizi söyler. Ancak, denemeleriniz sonuç vermiyorsa belki de sizin çocuğunuz henüz buna hazır değildir, ona biraz daha süre tanıyarak hem gereksiz çatışmaları aza indirmiş, hem de hazır olduğunda çok daha kısa sürede sonuç almış olacaksınız.

4- Tutarsızlık: Eğer bir gün hayır dediğinize ertesi gün evet derseniz veya sizin yasakladığınız bir abur cuburu başka bir yakınınız çocuğa verirse, minik yavrunuzun kafası karışacak, büyüklerin pek o kadar tutarlı olmadığı yolunda bir sonuca varacaktır. Kurallar daima geçerli olmalı, çocuğun çevresinde onunla temasta olan diğer kişiler de sizin belirlediğiniz doğrultuda hareket etmeliler.

5- Sınır koymamak: Çocuklar belli kuralları, sınırları olan ortamlarda kendilerini daha güvende hissederler. Her istediklerini yapmalarına izin vererek onlara iyilik değil kötülük yapmış olursunuz.

Ey14 2014

ÇOCUĞUNUZA NASIL DAVRANIRSANIZ NASIL OLUR?

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nde Uzman Psikolog Zeynep Göktuna, eğer çocuğa aşırı disiplin ve aşırı sevgi aynı anda verilirse çocuğun kaygılı ve güvensiz, aşırı disiplin ve yetersiz sevgi aynı anda verilirse çocuğun saldırgan ve anti sosyal, aşırı sevgi ve disiplinsiz bir eğitim verilirse çocuğun sorumsuz, disiplinsiz bir eğitim ve yetersiz sevgi verilirse çocuğun içe dönük olacağının yapılan araştırmalarda ortaya koyulduğunu hatırlatıyor ve ‘aşırı baskıcı ve otoriter’, ‘dengesiz ve kararsız’, ‘izin verici’ (aşırı hoşgörülü), ‘ilgisiz ve kayıtsız’, ‘aşırı koruyucu ve müdahale edici’, ‘mükemmeliyetçi’ ve ‘demokratik’ olmak üzere yedi tip anne baba tutumundan bahsediyor.

Otoriter Ve Baskıcı

Geleneksel aile yapılarında görülen bu tutumda, denetim yüksek, duyarlılıksa düşüktür. Çocuğun kişilik özellikleri, ilgi ve gereksinimleri dikkate alınmaz. Kuralları anne ve babanın koyduğu ve iletişimin tek yönlü olduğu tek disiplin anlayışı vardır. Çocuğa hiç bir açıklama yapılmadan konulan kurallara itaat etmesi beklenir. Eğitimde kullanılan yöntem cezadır. Ceza ya sevgiden mahrum bırakarak ya da fiziksel ceza (şiddet) olarak uygulanır. Burada cezanın amacı, yeni bir davranış kazandırmak değil, istenmeyen davranışı ortadan kaldırmaktır. Çocuğun yaptığı her şey göze batar ve çocuk sürekli cezalandırılır. Çocuk yaptığı şeyler olumlu bile olsa, ceza almak korkusuyla bunları söyleyemez. Çünkü sergilediği olumlu davranışlar görmezlikten gelinip eleştirilirken, yaptığı hatalar ortaya çıkarılır. Şımaracak korkusuyla sevgi, şefkat ve sıcaklık gösterilmez.

OVB anne baba tutumunda, anne babalar çocukları kendi kalıplarına göre yetiştirirlerken, çocuğun isteklerini bastırırlar. Anne baba ve çocuk arasındaki sözel iletişim yok denecek kadar azdır. Çocuk anneyle babanın konuşmalarına katılamaz. Babayla çocuk arasındaki iletişime çoğu kez anne tampon olur. Çocuk arkadaşlarının evine gidemez, hiçbir sırrı olamaz ve bireyselleşme hakkı yoktur. Bu tutuma maruz kalan çocuklarda sık sık ağlama nöbetleri görülür. OVB kısaca, çocuğa olur olmaz kurallar koymak ve onu yaşanmaz kurallarla yetiştirmektir. OVB anne baba tutumuyla büyütülen çocuklar, kötü muameleye maruz kalmaktan korktukları için anne babaya karşı edilgendir fakat içten içe onlara karşı düşmanlık duyguları geliştirirler. Bu çocuklar bir nevi ‘duygusal istismar’ yaşadıkları için, acılarını kendilerine zarar vererek (örneğin kolunu bacağını keserek) gösterebilirler. Sürekli kusurları arandığı için her zaman streslidirler ve stresliyken daha çok hata yaparlar. Anne babalarının kötü davranışlarına maruz kaldıkları için kendilerine iyi davranan kişilere bile şüphe ile bakarlar. Onay görmedikleri için kendilerini değersiz hissederler. Anneye ve babaya karşı geliştirdikleri bastırılmış duygu ve düşüncelerini, kendinden güçsüzlere saldırgan davranışlar sergileyerek dışa vururlar. Kendine güven duymayan, çekingen kişiler olarak hayatlarını sürdürürler. Her hata yaptıklarında cezalandırıldıkları için, ‘hata yapanlar mutlaka cezalandırılmalıdır’ görüşünü benimser ve en küçük hatada bile hoşgörüsüz davranırlar. Bu tutumla yetişen çocuklar, kendi ailelerinde söz hakkı alamadıkları için, sosyal yaşamlarında da duygu ve düşüncelerini ifade etmekte zorlanır ve başkaları tarafından denetlenebildikleri işlerde çalışmayı seçerler. OVB anne baba tutumu ile yetişen çocuklar kısaca, hayatlarında kendi istedikleri gibi değil, olması gerektiği gibi davranır ve başkalarının kendileriyle ilgili duygu ve düşüncelerine olması gerekenden çok daha fazla önem veren bireyler olarak yetişirler.

Dengesiz Ve Kararsız

Bu tutum, anne baba arasındaki görüş ayrılığı, anne babanın ruhsal durumlarının değişkenlik göstermesi, doğuş sırası ve cinsiyet gibi etkenlerin sonucunda çocuklara eşit davranılmamasıyla oluşur. DVK anne baba tutumunda anne babadan biri merhametli ve aşırı hoşgörülü, diğeri ise sert ve otoriterdir. Örneğin çocuğun bir davranışını anne onaylarken baba onaylamaz ve bu durum sık sık yaşanır. Bu tutumda, anne baba aynı davranışlara farklı zamanlarda farklı tepkiler verebilir. Anne kızgın olduğunda herhangi bir şeye izin vermezken, anne sakin olduğunda o şeye izin vermesi bu tutuma örnektir. Bu ailelerde ebeveynlerin tutumu aşırı hoşgörü ve sert cezalandırma arasında gidip gelir. Disiplinin ne zaman uygulanacağı belirsizdir. Çocuk hangi davranışın nerede ve ne zaman istenmediğini kestiremez. DVK anne baba tutumuyla büyütülen çocuklar, kendilerini hiçbir ortamda rahat savunamazlar, görüşlerini açıkça söyleyemezler, iç çatışmalar yaşarlar ve önce anne babaya sonra da diğer insanlara güvenmemeyi öğrenirler. Her şeyden ve herkesten şüphelenen, dengesiz ve kararsız yetişkinler olarak yaşamlarını sürdürürler.

İzin Verici (Aşırı Hoşgörülü)

Bu tutum, tek çocuklu ve orta yaşın üzerinde çocuk sahibi olan ailelerde sıklıkla görülür. İzin verici anne baba tutumu, çocuğa aşırı sevgi verildiği, yaptırımın olmadığı, kuralların sınırlarla belirlenmediği, çocuğun her istediğinin anında yerine getirildiği, çocuk merkezli anne baba tutumudur. Evin reisi çocuktur ve kuralları çocuk belirler. Çocuk yanlış bir davranış yaptığında “bir daha yaparsan karışmam” diye cezaların ertelendiğini yaşayarak öğrenmiştir. Çocuğa tanınan haklar sınırsız, görev ve beklentiler en az düzeydedir. Bu aşırı hoşgörü çocuğun aileye hükmetmesine ve çok az saygı göstermesine neden olur. İzin verici anne baba tutumuyla yetişen çocuklar, kuralsızlığa alıştıkları için sınırlarını bilemez, isteklerini erteleyemez, istekleri ertelendiğinde hırçınlaşır ve anne babayı tehdit ederler. Her istediğini ailesine yaptırmayı alışkanlık haline getiren çocuk, bu tavrı arkadaşlarından da bekler, okul çevresinde ve arkadaş ortamında uyum problemi yaşar. İzin verici anne baba tutumuyla yetiştirilen çocuklar; her istediklerini elde ettikleri için doyumsuz olur, eleştiri kabul etmez, gururlu, kibirli, sabırsız bireyler olarak yaşamlarını sürdürürler

İlgisiz Ve Kayıtsız

Bu tutum, istenmeyen bir çocuk dünyaya geldiğinde, anne baba olmayı tam olarak benimseyememiş ebeveynlerde, çok çocuklu, kalabalık yaşayan, eğitim seviyesi düşük ailelerde görülür. İVK tutumunu benimsemiş babaların çocuğuna ve ev yaşamına ilgi duymayan, annelerin ise evle ilgilenmekten hoşlanmayan, eğitime önem vermeyen, çocuklarına karşı mesafeli ve uzak duran ve annelik görevlerini benimseyen kişiler olduğu görülür. İVK anne baba tutumunda ‘saldım çayıra mevlam kayıra’ anlayışı hakimken, hoşgörü ve boş vermek birbirine karıştırılır. Bu ailelerde ya sadece anne ya sadece baba ya da her ikisi de çocuklarının ilgi ve gereksinimlerine tepkisizdir. Ebeveynler çocuklarının ruhsal durumları ve okul başarısıyla ilgilenmez, çocuklarına yeteri kadar zaman ayırmaz ve çocukları için hiçbir konuda gerekli çaba harcamazlar. Bu tutumla yetişen çocuklarda dikkat çekmek amacıyla huysuzluk nöbetleri, kaba ve müstehcen dil kullanma, gösteriş ve ilgi merakı, okuldan kaçma, sınıfta gürültü yapma, söz almadan konuşma gibi davranış bozuklukları görülebilir. Bu tutumu benimsemiş ailelerde yetiştirilen çocuklar, bir gruba ait olma duygusuyla yanlış arkadaşlıklar kurabilir ve zararlı alışkanlıklar edinebilir. Okula karşı ilgisizlik, kural tanımama, zamanı iyi değerlendirememe, suça eğilimli olma, başına buyruk yaşamayı isteme, hatta okulu bırakıp erken yaşta çalışmaya başlama gibi hayatlarını olumsuz yönde etkileyecek tutum ve davranışlar oldukça sık görülür.

Aşırı Koruyucu Ve Müdahale Edici

Ailelerinde kayıp yaşamış, geç çocuk sahibi olmuş, çocuklarından bir ya da bir kaçı hasta olan, kendi ailelerinden ilgi görmemiş, evlilik hayatlarında problemler yaşayan, ya kendisinde ya eşinde ya da her ikisinde birden ruhsal problemler görülen ailelerde bu tutum sıklıkla karşımıza çıkar. Anne babaların çocukları için geliştirdikleri aşırı kaygı, çocuklarını aşırı korumaya yönlendirir. Bu koruyuculuk daha çok anne ve çocuk arasındaki ilişkide yaşanır. Bu tutumda, çocuk ihtiyaçlarını karşılayabilecek yaşa gelmiş olsa bile, anne baba çocuğun tüm ihtiyaçlarını karşılamaya devam eder, çocuğun başına kötü bir şey gelecek kaygısı ile kendi başına bir şey yapmasına izin vermez. Kişisel bakımdan tutun da sosyal becerilerine kadar çocuğun tüm ihtiyaçları karşılanır. Bu tutumda, anne baba hayatlarını çocuk üzerinden yaşar, çocuğa bağımlılık geliştirir. Çocuğa aşırı sevgi verilir fakat sorumluluk verilmez. Anne baba çocuğun sorumluluklarını kendileri yerine getirir. Çocuğa kazandırılmak istenen davranışlar, duygu sömürüsü veya aşırı şefkat yöntemiyle kazandırılmaya çalışılır, çocuk şımardıkça şımarır. Okul çantasını hazırlamak, giysilerini seçmek ve giydirmek, ödevlerini yapmak aşırı koruma davranışına örnek olarak sunulabilir. Bu tutumla yetiştirilmiş çocuklar, zorluklar karşısında ne yapacağını bilemeyen, her olayda annesine ve babasına dayanan, aileye bağımlı, kendisini himayesi altına alabilecek herkese karşı bağımlılık geliştiren ve bu himayeyi ileride de eşinden bekleyen, çevresindeki kişilerin ona hizmet etmesini isteyen, sorumluluk duygusuz gelişmemiş, ürkek, çekingen ‘hiç büyümeyen yetişkin çocuk’ olarak kalırlar.

Mükemmelliyetçi

Bu tutumda, ebeveynler kendi gerçekleştiremedikleri yaşantıları, çocuklarının gerçekleştirmesini ister ve her şeyin en iyisini çocuğundan bekler. Çocuk, kapasitesinin çok üzerinde eğitimlere tabii tutulur, çocukça davranışların hepsi yasaklanır, arkadaş seçimlerini ebeveynler yapar. Mükemmelliyetçi anne baba tutumuyla yetişen çocukların fikirleri genellikle çok katı olur, onlar için ya bir şey çok olumlu ya da çok olumsuzdur. Bu tutumda, çocuk kendi içgüdüleri ile ailenin beklentileri arasında sıkışıp kalır, bu iç çatışma çocuğun ailesine karşı sevgi ve nefret arası duygular beslemesine neden olur. Bu tutumla yetiştirilen çocuklar, her şeyin en iyisini yapmak ve en üstün olmak isterler. Eğer istedikleri seviyeyi yakalayamazlarsa hayal kırıklığına uğrarlar ve çalışmayı tamamıyla bırakabilirler.

Demokratik

Bu tutumda anne babaların çocuklarını koşulsuz bir sevgiyle kabul ettikleri ve çocuğun ilgilerini göz önünde bulundurarak, yeteneklerini geliştirecek ortam hazırladıkları görülür. Demokratik anne baba tutumunu benimsemiş olan ailelerde, aile huzurludur. Aile bireyleri birbirlerine duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebilir, birbirlerine karşı hisleri konusunda net ve açık olur, bir problemle karşı karşıya kaldıklarında o problemi hep birlikte çözmeye çalışır, evle ilgili alınması gereken bir kararda çocukların da söz hakkı olduğunu savunur. Herkesin eşit söz hakkı vardır. Çocuğun bağımsız bir birey olduğu kabul edilir ve çocuk konuşmaya teşvik edilir. Çocuk alacağı kararlarda serbest bırakılır, aile içerisinde kabul gören ve görmeyen davranışlar ve sınırların bellidir. Çocuk bu sınırlar dâhilinde özgürdür. Anne ve baba çocuklarına iyi model olur ve çocuklarında görmek istemedikleri davranışları kendileri de yapmaz. Demokratik anne baba tutumuyla yetişen çocuklar, sınırlarını bilen, kendi inandıklarını sonuna kadar savunabilen, otoriteye körü körüne bağlı olmayan, ilişki kurabilen, fikirlere saygı duyan ve hoşgörülü bireyler olarak hayata atılır ve kendileriyle barışık bireyler olarak yetişirler.

Çocuğa Nasıl Davranmamalı?

Eğer çocuğa “şöyle yapma böyle yap” gibi sözlerle öğütler verirsek, “üzüleceğine otur da dersini çalış” gibi ifadeler kullanarak yönlendirirsek, “zaten sen hep kolaya kaçarsın” gibi sözlerle yargılarsak, “çocuk gibi davranıyorsun” diyerek eleştirirsek, “geri zekalı” “aptal” dersek, sorgular ve suçlar gibi sorular sorarsak, “aslında ben senin neden böyle yaptığını biliyorum” şeklinde tanı koyarsak, “aslında senin derdin başka” gibi sözlerle tahlil edersek, “aman boş ver, düzelir, canını sıkma” gibi sözlerle teselli edersek, çocuk bizlerle konuşmak istediğinde, onu dinlemeyip başka bir konudan laf açarsak; çocuk anlaşılmadığını ve sevilmediğini düşünebilir, gücenip içine kapanabilir, benlik saygısı zedelenebilir, hayata karşı olumsuz bakış açısı geliştirip kendine ve çevresine saygı duymamaya başlayabilir, inadına hareket edebilir, karşılık verebilir, kızgınlık, öfke, güvensizlik duyguları geliştirebilir, yalan söyleyebilir, kendini ifade etmemeye başlayabilir ve kendini başarısız hissedebilir.

Doğru Davranış Şekli

Demokratik tutumun en ideal anne baba tutumu olduğunun altını çizen Uzman Psikolog Zeynep Göktuna, çocuğa olumsuz duygular yaşatmamak için, çocuğa anlaşıldığını, kabul edildiğini, koşulsuzca sevildiğini göstermenin gerekli olduğunu söylüyor. “Çocuğa zaman ayırmalı, çocukla konuşmak için farklı sohbet konuları yaratmalı, sık sık söz hakkı vermeli, çocukla konuşurken çocuğun gözlerinin içine bakmalı, onu can kulağı ile dinlemeli, fikirlerine değer verdiğimizi hissettirmeliyiz” diyen Göktuna, çocuğun kabiliyetlerini fark etmenin de önemli olduğunu ifade ediyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çocuğa yaşına uygun sorumluluklar vermeli, onu takdir etmeli, başkalarının yanında küçük düşürmemeli, başka çocuklarla kıyaslamamalı, eleştirmemeli ve yargılayıcı olmaktan çekinmeliyiz. Onu çocuğa topluluk içerisinde söz alması için cesaretlendirmeliyiz. Çocuğun istek ve ihtiyaçlarına duyarlı olmalı, başarması için fırsat vermeli, inançlarına ve fikirlerine saygı göstermeli, doğru yaptığı şeyler için övmeli, daha iyiyi hedeflemesi için cesaretlendirmeliyiz.”

Sadece çocuğa bir şeyler söyleyerek, nasihatler vererek, söz dinleterek kurulan tek yönlü bir iletişim, iletişim değildir” diyen Göktuna, sözlerini Mevlana’dan bir alıntıyla bitiriyor: “İletişim aynı dili konuşmak değil, aynı duyguları paylaşmaktır.”

Ey14 2014

ÇOCUKLARDA DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer.

Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:
1-Yaşa uygunluk: Her gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Ör; 2 yaş çocuğu negativist, hareketlidir ve istenilen Şeyi yapmaz. Freud’un anal, Erikson’un özerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda çocuk, özerk bir birey olduğunu öğrenir. Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez, öpülmeyi reddeder. 3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister. Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir. Henüz yalanla yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu nedenle bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapan bir davranış olarak kabul edilir.
2-Yoğunluk: Bir davranışın bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur. Ör; 5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme şekline dönüşürse, davranış bozukluğu kategorisine girer.
3-Süreklilik: Çocuğun belirli bir davranış türünü ıısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.
4-Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranış kategorisine girer.

GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ
-Dikkat çekmek: Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde ya da yeterli zaman ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.
-Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği.
-İntikam alma isteği: Özellikle dayak yiyen, sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak ister. Aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke ve nefret duygularının gelişmesine ve buna paralel olarak başkaldırıcı bir bireyin oluşmasına neden olur.
-Yetersizlik: Çocuğun kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir. Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal olarak çabuk kırılan bir kişi olur. Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesine olanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU İLİŞKİ NASIL KURULUR?
1-Karşılıklı saygı: Azarlamak, bağırmak, vurmak, susturmak, tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın göstergesidir. Her ana-baba çocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Her çocuk ayrı bir birey olarak ele alınıp, fikirleri sorulmalı ve fikirlerine saygı gösterilmelidir.
2-Çocuğa zaman ayırmak: Çocukla ilgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil, nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.
3-Cesaretlendirme: Çocuğun kendine güvenmesini istiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli ve yüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli algılayabilmesi için çok önemlidir. Cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi kabul edip, kendi olduğu için değer vermedir.
4-Sevgiyi anlatmak: Çocuğun kendini güvenli hissedebilmesi için, en azından sevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.

Ey14 2014

KARDEŞ İLİŞKİLERİ

Kardeş ilişkilerinin, çocuğun gelişimi üzerinde çok önemli etkileri vardır. İlk çocuklukta kardeşler oyun arkadaşı olarak çok önemlidir. Özellikle kardeşler arasında yaş farkı azsa çocuklar, ilk arkadaşlık ilişkilerini kardeşleriyle kurarlar ve böylece güvenli bir ortamda sosyal ilişkileri deneme fırsatı da bulurlar. Kardeşler birbirleriyle ilişkilerinde hayranlıktan şefkate, kıskançlıktan kızgınlığa bir çok duyguyu yaşarlar. Paylaşmayı, başkasının bakış açısı ile görmeyi, kendilerini savunmayı ve aynı zamanda sorunları çözmek için uzlaşmayı öğrenirler. Büyük çocuklar küçük kardeşlerine okula uyum sağlamalarında kendi deneyimleriyle yardımcı olurlar. Ağabeyler ve ablalar aynı cinsiyetten olan küçük kardeşlerin rol modelidir. Kardeş ilişkilerinin çocuklara etkisinin çocukluktan çok sonraya uzandığı görülmüştür. Yetişkinlikte, kardeşlerle ilişkiler aileye bağlılık ve yakınlık duygularını güçlendirirken, daha ileri yaşlarda anne- babanın kaybına ve yaşlılık korkularına karşı duygusal bir destek sağlar.

ÇATIŞMALAR

Her ilişkide olduğu gibi kardeş ilişkilerinde de çatışmalar doğaldır ve kaçınılmazdır. atışmalar, çocuklara esnek olmayı, uzlaşmayı ve centilmenliği öğretir. Anneler-babalar çocuklarına karşı tutumlarıyla, onların birbirlerine karşı olan davranışlarını kontrol etmelerini, aralarındaki çekişmeyi, rekabeti ve kıskançlığı azaltmalarını sağlayabilirler.
Kardeşler arasındaki ilişkiler genellikle karşılıklı onayla gelişir. Kavga da etseler çocukların kendi kendilerine belirlediği bazı kuralları vardır. Çocukların kendi aralarındaki sınırları kendilerinin belirlemelerine anne-babalarının rehberliğinde izin verilmelidir. Çocuklar, birbirlerinin canını acıtmama, eşyalarına saygı gösterme gibi kuralları gözetmeleri gerektiğini bilmelidir. Tartışmalar kavgaya dönüştüğünde ve birbirlerine zarar verdiklerinde sakinleşene kadar farklı odalarda kalmaları sağlanmalıdır. Anne-babalar nasıl, ne zaman müdahale edecekleri konusunda kendileri karar vermeli ve çocuZklardan birinin sırf küçük ya da nahif olduğunu ileri sürerek hiçbir şekilde taraf tutmamalıdırlar. Korunan küçük,nahif çocuklar, kendilerini savunmak ve sorunlarını çözmek için gerekli becerileri geliştiremezler. Evde yaşanan tartışmalarda iki tarafın da sorununu dinleyerek ve sorunlarına çeşitli çözümler üretmelerini destekleyerek çatışma çözme becerilerinin gelişmesini sağlayabilirsiniz. Eğer çocuklarınız arasında sık sık sorun çıkıyorsa, onları işbirliğinin rekabetten daha önemli olduğu oyunlara, aktivitelere yönlendirmeye çalışın.


KISKANÇLIK

Kıskançlık, kardeşler arasında sıklıkla yaşanan çok güçlü bir duygudur. Özellikle aileye yeni bir bebek geldiğinde anne-babasının ve diğer aile bireylerinin yeni bebek üzerindeki ilgisini büyük çocuğun kıskanması normaldir. Kardeşler arasındaki kıskançlığın yapıcı bir duruma dönüşebilmesi ve kardeşler arasındaki çekişmenin sorunlara yol açmaması için çocukların duygularının anlaşıldığını ve kabul gördüklerini hissetmeleri çok önemlidir. Evde hak ve sorumlulukların herkes için aynı şekilde gözetildiği ve adil olunduğu konusunda güvenlerini kazanmak gereklidir. Çocuklar kabul gördüklerini ve özel olduklarını hissettikleri zaman kardeşlerine duydukları kıskançlık azalacaktır. Aileleri için özel ve önemli olduklarını anlamaları, onlara sık sık olumlu mesajlar vererek ve onları diğer çocuklardan ayıran özelliklerini, yeteneklerini takdir ederek sağlayabilirsiniz. Anne-babalar ya da diğer aile bireyleri tarafından karşılaştırılan kardeşler, kendilerinin oldukları gibi kabul görülmediği duygusuna kapılırlar. Bazen sadece çocukları teşvik etmek için yapılan karşılaştırmalar bile çocuklarda yetersizlik duygusuna yol açar. Anne-babaların her çocukla geçirecek özel zamanlar planlaması ve eğer özellikle yaşları birbirine yakınsa her biriyle her gün eşit zaman geçirilmesi, birbirlerinin anne-babayla ilişkisini kıskanmalarını engeller.

Eğitim Uzmanı Şule YURCU

Ey14 2014

ÇOCUKLARINIZIN BEBEKSİ DAVRANIŞLARI GERİ DÖNDÜĞÜNDE

“ Çocukların çoktan geride bıraktığını düşündüğümüz bazı huyları, bu kez çok farklı nedenlerle geri gelebiliyor. Çocukların hangi “bebeksi” davranışları tehlike belirtisi olabilir? Hangi durumlar bu geri gidişe neden olabilir? “

Çocukların çoktan aştığını düşündüğümüz bazı davranışları, özellikle stres ve zorlanma zamanlarında yeniden ortaya çıkabilmektedir. Bu durum çocuğun içinden geçtiği zorlukla başa çıkmak ve yeniden dengesini kurmak için kullandığı bir tür savunma mekanizmasıdır ve regresyon (davranışta gerileme) olarak tanımlanır. En sık karşılaşılan gerileme davranışları bebek gibi konuşmaya, parmağını emmeye, battaniyesinin kenarını kemirmeye başlama; yeniden alt ıslatma, ‘hayır’ olduğunu daha önceden öğrendiği bir şeyi yeniden tutturma, daha fazla kucak isteyip anneye yapışık hale gelme, ebeveynin günlük rutin gidişlerinde yeniden ağlamaya başlama gibi davranışlardır.

Çocuğunuzda uzun zamandır yapmadığı bu türden bebeksi davranışlar ortaya çıktığında o dönemde çocuğunuzun hayatında değişen şeyin ne olduğunu ve nasıl bir zorlanma yaşadığını keşfetmeye çalışın. Kardeşin doğumu, büyükannenin ölümü gibi ailede yaşanan bir kayıp, anaokuluna başlama, kronik bir hastalık geçirme ya da bir süre hastanede kalma ve hatta taşınma/ev değiştirme gibi durumlar küçük çocukların ciddi zorlanmalar yaşayıp davranışsal olarak geri gitmelerine sebep olabilir.

Çocuğunuzun davranışındaki geri gidişi anlamaya çalıştığınızda burada bahsedilenler gibi önemli bir sebebi olduğunu görürsünüz. Bu dönemde çocuğunuzu düzelmesi için zorlamamalısınız. Stres ve zorlanma zamanları çocuğu sosyal ya da zihinsel anlamda geliştirme çabasından uzak durmamız gereken zamanlardır. Bu dönemde çocuğunuzun sizi yönlendirmesine izin verin. Eğer bebek gibi davranılmak istiyorsa öyle davranın. Daha fazla sarılma, kucak, temas gerekebilir. Ayrıca, bu dönemlerde çocuğu yemeye zorlamak ya da daha önceden oluşturduğunuz sınırlara uymasını beklemek gibi baskıcı tavırdan özellikle kaçınmalısınız. Çocuğunuzun yeniden ortaya çıkan bağımlılığı ya da geriye giden davranışları sizi endişelendiriyor olabilir ama bunları düzeltmek için mücadeleye girmeniz işleri daha kötüye götürecektir. Stres ve zorlanma dönemini atlattıktan sonra çocuğunuzun doğru davranışları öğrenmesi için yeterince vaktiniz olacağını hatırlayın.

Ey14 2014

AİLENİN KİŞİLİK GELİŞİMİNE ETKİLERİ

Olumlu olumsuz anne baba tutumları ve çocuğa etkileri:

1) Baskıcı ve kabul edici tutum:
Bu tür anne babalar çocuğun sosyal yaşantısını kontrol altına alırlar. Oyun arkadaşlarına ve seçimlerine hep müdahale ederler. Bu tür çocuklarda;
· Gelişim geriliği
· Uyumsuzluk
· Anne babaya aşırı bağımlılık
· Aşağılık duygusu
· Korkular oluşur.
Kimi hırslı anne baba çocukların yetersizliklerini hoş görmezler. Yeteneklerini ve kapasitelerini zorlamaya çalışırlar. Yetenek ve kapasitelerinin üzerinde başarı beklerler. Bu durumda çocuklar aşırı gayretli ve hırslı olurlar. Küçük başarısızlıklar altında ezilirler. Bu durumda yine aşağılık duyguları ve başarısızlık korkuları oluşur.

2) Baskıcı ve reddedici tutum:
Bu tür anne baba ilgisiz, sevgisiz, dayak atma suretiyle reddedici tutum içine girerler. Çocuğa bağımsızlık vermezler. Aşırı yasaklar koyarlar ve aşırı koruyucu davranışlarda bulunurlar. Buna karşılık çocuklarda:
· Hırsızlık
· Yalancılık
· Utangaçlık gibi durumlar görülebilir.

3) Reddedici tutum:
Bu tür anne baba çocuklarına karşı ilgisiz ve ihmalkardırlar. Gevşek ve tutarsız disiplin uygularlar. Çocuklarını kendi hallerine bırakırlar. Bu durumda çocuklarda:
· Otoriteye karşı gelmek
· Kötü ve olumsuz davranışlarda bulunma gibi dikkati çekmeye yönelik davranışlar görülür.
4) Tabii ve kabul edici tutum:
Bu tür davranışlarda bulunan anne baba çocuklarının olmayacak isteklerini kabul ederler. Çocuklarının kusurlarını görmezden gelirler. Başarılarını sürekli överler. Kısacası çocuklarını şımartırlar.

Ey14 2014

 

GÜNLÜK YAŞAM İŞLEVLERİ KONUSUNDA EĞİTİME BAŞLAMADAN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR
Çocuklarınıza günlük yaşam becerileri kazandırmayı kolaylaştırmak için izlenmesi gereken bazı yol ve yöntemler vardır:

* Eğitim süresi 8-10 hafta olmalıdır . Çocuğunuza günde en az iki defa ve önce 2-5 dk sonra giderek artan bir şekilde en az 5-20 dk zaman ayırmalısınız (Bu süre çocuğun kişilik özellikleri , psikolojik durumu , anne babanın çalışıp çalışmaması vb gibi etkenlere göre değişebilir).

*Çocuğunuzun ve sizin yorgun olmadığınız , çocuğunuzun uykusuz olmadığı ve sakin olduğu zamanları seçmek uygun olacaktır.

*Eğitim yapılan süre mutlaka günün aynı zaman dilimine gelmeli (hergün 10-11 ve 16-17 arası gibi ), çocuğun dikkatini dağıtmayacak bir ortam olmalı ( çevrede diğer çocuklar oynamamalı , fazla eşya olmamalı , TV , Radyo-teyp çalışmamalıdır) dır.

*Çocuğunuza mümkün olduğunca yakın ve otururken aynı yükseklikte olunuz. Kendi kendine oturamıyorsa tutarak oturmasına yardımcı olunuz. Sizin yüzünüzü rahatça görebileceği pozisyonda olunuz.

*Size bakmasını sağlayınız , bakmıyorsa çenesini hafifçe çevirip bakmasını sağlayınız. Gözgöze geliniz , bunu yaparsa ödüllendiriniz. Yine bakmıyorsa 1-2 dk sonra yeniden deneyiniz. 2-3 saniye göz göze gelirse ödüllendiriniz ve bunu 5-6 sn oluncaya kadar sürdürünüz . Evdeki diğer kişilerle göz göze gelmesini sağlayınız. Eğitim süresince çocuğunuz göz göze gelmiyorsa göz hizasına sevdiği bir şeyi koyarak bunu sağlamaya çalışınız.

*Onun anlayabileceği şekilde kısa ve basit cümlelerle konuşunuz (Ali kalk , bardağı tut vb gibi) . Konuşurken mimik ve jestlerinizi de kullanınız.

*Öğretilecek her işlevi bir kaç kez yineleyiniz . Her beceriyi basitten başlayarak sıralayınız , becerileri küçük basamaklara bölerek öğretiniz.
İstediğiniz bir beceri için sadece çaba gösterse bile ödüllendiriniz. Ödül olarak sevdiği bir uğraş ( Parka gitmek , oyun oynamak vb ) olabilir.

*Çocuğunuzun olumlu bir davranışına sevinmek ona sarılmak ”aferin” ” ne güzel yaptın” şeklinde sözlü ifade de ödüldür. Ödül olarak seçtiğiniz şeyi mutlaka istenilen davranışın hemen arkasından gerçekleştiriniz.

Ey14 2014

ANNE OLMAK

Çocuk ve anne…
Birbirinden ayrı düşünülemeyen iki kavram…
Çocuğunuzu her gün gözlemleyerek, onu tanıyarak, ihtiyaçlarını gidererek, sevgi vererek ve sevgi ve bağımlılık alarak çocuğumuzun ruh halini tanıyoruz, anlıyoruz.
Peki ya anneler ?
Doğumla birlikte kendilerinden oluşan annelik duygusunun farkındalar mı ?
Çocuklarının bin bir türlü hallerinden neler hissediyorlar, nasıl baş edebiliyorlar bu bin bir türlü durumla…?
Bazen bunalıyorlar, bazen sıkılıyorlar, ama yavrusu ile kucaklaşma anında tüm bu sıkıntıların hepsi bir anda eriyor gidiyor değil mi?
Peki ya nerden, nasıl, niye gelir bu annelik duygusu ?
Annelik psikolojisi nasıl bir şeydir?

Annelik hissi kadın psikolojisinde en temel duygudur.Bu duygu çocuk anne rahmindeyken başlar.İlk aylardan itibaren çocuk annenin tüm hislerinden etkilenir.Annenin yaşadığı duygular kana tesir eder, buda doğrudan anne karnındaki çocuğu etkiler.Bundan dolayı anne karnındaki bebekle konuşma, okşama gibi davranışlar hem çocuğu hem de anneyi olumlu yönde etkiler.
Anne çocuk arasındaki iletişimi ilerletir, annelik hissinin kuvvetlenmesini sağlar.Annelik hissi fitridir.Yani yaratılışımızın gereği olarak meydana gelir.Ancak diğer yandan annelik öğrenilir.
Küçüklükten itibaren annemizin bize davranışlarını kaydetmenin yanında paylaşılan bilgi ve tecrübelerin desteğiyle de annelik öğrenilir.

Çocuğun doğumuyla birlikte anne için yeni bir dönem başlar ve bu dönemin en önemli vasfı sabırdır.Bunun dışında hiçbir annenin öfkeli olmak gibi bir lüksüde yoktur.Birey olarak elbette ki bu duyguları yaşayabiliriz ; ancak çocuğumuz karşısında annelik gömleğimizi giydiğimizde öfke, sinir, gibi duyguları gömleğimizin cebinden çıkartmak zorundayız.

Doğumun ilk aylarında çocuğun en önemli ihtiyacı güvendir.Bu noktada anne ile çocuğun ihtiyaçları birleşmektedir.Çocuğun bu dönemde en çok fiziksel temasa ihtiyacı vardır.Bu ihtiyacı da en doğru ve tam şekilde anne giderebilecektir.
Annelik bencilliğin yok olduğu bir duygudur.Eşimize, anne babamıza, arkadaşlarımıza karşı BEN diyebiliriz.Ancak çocuğumuz karşısında bu duygu sıfıra iner.Önce onun yemeğini kıyafetini vs. düşünürüz.Artık anne için öncelik olan kendisi değil çocuğudur.Laf aramızda babalar bu noktada birazcık daha bencilce düşünürler :)

Annelik bir sanattır.Ne demektir bu? Çocuğumuz ile yaşadığınız özel an ve paylaşımlardır.
Bu paylaşımlar ne kadar çok anne ve çocuğa özel olursa çocukta o derece derin duygular uyandıracaktır.Dolayısıyla bu paylaşımların özellik derecisini oluşturacak olan annesidir.Annelik bir sanattır.

Kısaca sevgili anne ve babalar;

-İyilik duygusunun dünyaya girdiği kapı annelik duygusudur.’