Category "Anne-Baba Rehberi"

Ni13 2015

Günümüzün yaşam koşulları ne yazık ki anneleri büyük heveslerle dünyaya getirdikleri bebeklerini
bir noktada güvendikleri bir aile büyüğüne ya da bir bakıcıya bırakarak çalışma hayatına dönmeye
mecbur bırakmakta. Kariyer anlamında yaşanan zorlukların yanı sıra belki de anneleri en çok
zorlayan meselelerden biri iş ve ev hayatı arasında denge kurmaya çalışırken çocuklarına arzu
ettiklerinden çok daha az vakit ayırabilmeleri ve beraberinde gelen suçluluk hisleri ile vicdan azabı.
En büyük zorluk ise belki de birçoğunun önünde daha önce kendileri gibi hem çalışıp hem de
annelik yapmış olan anne modellerinin pek fazla olmayışı.
Çocukla ne kadar zaman değil, ne kadar ‘Kaliteli Zaman’ geçirdiğiniz önemli!
Ancak birçok toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da ne yazık ki iyi anne olmak zamanın
ve hem fiziksel hem de zihinsel enerjinin hemen hemen hepsini çocuğuna ayırmak olarak
algılanmaktadır. Hâlbuki sağlıklı çocuk gelişimi için önemli olan fiziksel birlikteliğin süresinden
çok içeriği ve duygusal anlamda doyuruculuğudur. Bu bağlamda aynı evde sabahtan akşama kadar
bir arada bulunmak yerine “kaliteli zaman” olarak da sıkça adlandırılan, gün içerisinde sadece anne
ve çocuğun dünyada sanki başka hiç kimse yokmuşçasına ilişki kurdukları, çocuğun ihtiyaçlarına
ve isteklerine odaklı bir yarım saat geçirmeleri çok daha doyurucudur. Benzer şekilde çocuğa
gereğinden ve ihtiyaç duyduğundan fazla yemek yedirmek de ne yazık ki iyi anneliğin bir
ön koşulu gibi algılanmakta, duygusal ve ilişkisel anlamdaki doyuruculuk bu noktada fiziksel
doyum ile karıştırılmaktadır. Çalışan annelerin çocukları ile geçiremediği zamanların açlığını
farkında olmadan onları fazla yedirmeye çalışarak kapatmaya çalışmaları ve fiziksel anlamda
aç kalmalarını çocuklarının gelişimleri anlamında önemli bir endişe kaynağı haline getirmeleri de
ne yazık ki sıklıkla görülen bir yanılsamadır. Unutulmamalıdır ki büyümek ve sağlıklı gelişmek
fiziksel olduğu kadar duygusal doyumu da beraberinde gerektirir.
ilginçtir ki son yıllarda yapılan birçok araştırma ev hanımı olan annelerin çocukları ile
geçirdikleri kaliteli zamanın çalışan annelere oranla çok daha az olduğunu göstermektedir.
Bunun olası sebeplerinden biri birçok sorumluluğu aynı anda yerine getirmeye çabası içinde
olan çalışan annelerin zamanlarını ev hanımlarına göre daha iyi planlamak zorunda olmaları,
bu nedenle de çocukları ile geçirebilecekleri kısıtlı vakitlerini daha kaliteli yaşamaya çalışmaları
olabilir. Ancak tüm bu veriler dahi çalışan annelerin suçluluk hislerine engel olmakta yetersiz kalmaktadır.

Oc13 2015

Çocuk yetiştirmek, heyecan verici bir yolculuktur. Hoş sürprizlerin ve keyifli anların yanı sıra çok çeşitli zorlukları da içeren bir yolculuktur bu. Bazen bu yolculuk yorucu gelmeye başlar, hedefe ulaşıp ulaşamayacağınıza ilişkin kaygılarınız artar, hatta kimi zaman hedefi kaybetmiş olmaktan endişelenirsiniz. Böyle zamanlarda çocuk gelişimi konusunda bilgili, sizi dinlemeye hazır, hayallerinizi ve güçlerinizi yeniden keşfetmenize yardımcı olacak bir destek ararsınız. Ana baba koçu, işte bu desteği sunar. Amaç daha mutlu, keyifli ve istediğiniz gibi bir ebeveyn olmanıza yardımcı olmaktır. Bu süreçte, çocuklarınızın gelişimine ilişkin en güncel bilimsel verileri edinir, potansiyellerini gerçekleştirmelerine destek olacak davranış tarzlarını içselleştirirsiniz.

Koçtuk, psikoterapiden farklıdır. Psikoterapide sorunlara ve nedenlerine odaklanarak çözüm yolları aranır. Koçlukta ise hedeflerin netleştirilmesine ve bu hedeflere ulaşmaya yönelik bir çalışma yapılır. Ana baba koçu bu çalışmada, çocuk gelişimine ilişkin bilimsel verileri kullanır; sizi bu yönde bilgilendirir.

Yardımcı olabileceğim konular?

Ana baba koçu, çocuğunuzla ilişkilerinizdeki her türlü soru ve sorunlarınızda yardımcı olur ve ebeveynliğin tadını daha çok çıkarmanızı kolaylaştırır. Aşağıda bu konulardan bazılarını listeledim. Yapacağımız öngörüşmede sizi rahatsız eden soruna yardımcı olup olamayacağımı belirteceğim. Yardımcı olamayacağımı düşünüyorsam kime başvurmanızın yararlı olacağına ilişkin fikir vermeye çalışacak, yardımcı olabileceğimi düşünüyorsam, çalışma yöntemim konusunda daha ayrıntılı bilgi vereceğim.

 

Örnek konular

*Erken çocukluk dönemi: Uyku sorunları, yeme  sorunları, öfke nöbetleri, akran sorunları, yuva ve anaokuluna uyum sorunları, ekran başında fazla zaman harcama vb.

* Okul dönemi: Okula uyum sorunları, ödev savaşları, motivasyon ve başarıyı artırma yöntemleri, ekran başında fazla zaman harcama, sabahları kalkma ve akşamları yatma kavgaları, akran sorunları vb.

* Ergenliğe geçiş, ergenlik sorunları

* Kardeş kavgaları ve kardeş rekabeti

*Çocuklarla doğru iletişim yöntemleri

*Ayrılık, boşanma, kayıp dönemleri

 

Süreç

Yüzyüze ya da telefon/Skype aracılığıyla ayda iki ya da dört kez yaptığımız birer saatlik görüşmelerle birlikte çalışabiliriz. Randevularımızın arasında bana her zaman telefon ya da e-posta aracılığıyla ulaşabilirsiniz. Süreç en az sekiz görüşme yapmamızı gerektirir, yani en az iki ay sürer. Her görüşmeden sonra, benden görüşme özetini içeren bir mesaj alacaksınız. Birlikte çalıştığımız süre içinde, görüşmeler dışında da mesaj ya da telefon aracılığıyla ile iletişimimizi sürdüreceğiz.

Yöntem

İlgilenen ebeveynlerle yaptığımız ücretsiz ön görüşmede (yüz yüze ya da telefon/Skype ile görüşebiliriz) siz sorununuzu aktarırsınız, ben çalışma yöntemim hakkında daha ayrıntılı bilgi veririm. Siz böyle bir çalışmadan yararlanabileceğinizi düşünüyorsanız, ben de belirttiğiniz sorununuzun çözümüne yardımcı olabileceğimi düşünüyorsam, birlikte çalışmaya karar veririz.

 

Ar1 A2014

Çocukların kişilik oluşumları, karakterlerinin biçimlenmesi ve benlik
saygılarının gelişimi, büyük ölçüde özdeşim modeli olan anne-babanın
kişilik yapılarına ve çocuklarına gösterdikleri tutum ve davranışlara
bağlıdır.

sürekli bir etkileşim içinde olan çocuk, ailenin sosyal değerlerini, inanç ve
tutumlarını kendiliğinden yansıtır. Bireyin nasıl bir sosyal kişilik
geliştireceğini anlayabilmek için ailenin tutum ve davranışlarına bakmak
gerekir. Uyumlu ve özgür bir aile ortamı içinde, tutarlı ve sağlıklı ilişkiler
içinde yetişen çocuk bağımsız bir birey olarak yetişkin yaşamına ulaşabilir.
Anne ve babaların, çocuklarına karşı tavırlarını etkileyen başlıca nedenler
şöyle sıralanabilir:
Toplumun kültürel değerleri
Anne ve babanın kendi çocukluk yıllarındaki olumlu veya olumsuz
deneyimleri
Anne ve babanın zihinlerinde nasıl bir çocuk istedikleri konusundaki
beklentileri
Anne baba arasındaki ilişki
Anne babanın anne babalık rolü konusunda kendilerine güvenmeleri
Çocuklarının sayı, cinsiyet ve kişilik özelliklerinden memnuniyetleri

Yapılan araştırmalarda, anne-baba tutumları farklı ana
başlıklarda toplanmıştır. Başlık olarak ele alırsak;
Hoşgörülü ve Demokratik Tutum
Serbest Bırakan Anne-Baba Tutumu (Yoğun İlgi,
Yetersiz Kontrol)
Aşırı Koruyucu Ve Müdahaleci Anne-Baba Tutumu
Aşırı Baskıcı Ve Otoriter Anne-Baba Tutumu
Mükemmeliyetçi Anne-Baba Tutumu
İhmalkar Anne-Baba Tutumu (Yetersiz İlgi, Yetersiz
Kontrol)
Tutarsız Anne-Baba Tutumu
HOŞGÖRÜLÜ VE DEMOKRATİK
ANNE-BABA TUTUMU

Demokratik tutumu benimseyen anne ve babaların ilişkilerinde sevgi, saygı, güven ve şeffaflık hâkimdir
ve bu duygularını çocuklarına da hissettirirler. Çocuğun barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlarının
karşılanmasının yanında ona gerçek ( koşulsuz ) sevgi verirler. Çocuk tüm yönleri ile kabul edilir ve
çocuğa, aile içerisinde eşit şartlar tanınır.
Aile içinde kurallar ve sınırlar herkes için ve hep birlikte belirlenir ve bu sınırlar içinde çocuk özgürdür.
Kuralların mantıklı açıklaması yapılır. Çocuğa yol gösterilir, alacağı kararlar konusunda tercih etme
hakkı tanınır. Çocuğa bazı sorumlulukları olduğu hatırlatılır. Anne ve baba, davranışları ile çocuğa uygun
birer model olurlar. Problemlere anne baba ile birlikte çözüm arayarak, zamanla bu becerisini geliştiren
çocuk, seçimlerinin sonuçlarına da kendisi katlanır.
Çocuk neyi nerede yapacağını veya yapmayacağını bilir. Anne-babanın tutarlı ve kararlı tutumu,
çocuğun kendisine ve çevresindekilere güven duygusunu geliştirir.
Aile çocuğa karşı sergilediği tutumlarda onun yaşını ve gelişim basamaklarını göz önünde
bulundurmalıdır. Çocuğun aile içinde özgür bir şekilde gelişmesi ve kendini gerçekleştirmesi için uygun
ortam hazırlanır. Başarısızlıkları vurgulamak yerine, başarılar ödüllendirilir.
Demokratik tutumu benimseyen bir aile içinde yetişen çocuklar; rahat, bağımsız, kendini ifade edebilen,
temel güven duyguları gelişmiş, fikirlerini serbestçe söyleyebilen, girişimci, sınırlarını bilen, sorumluluk
alabilen, yaratıcı, kendisine ve çevresine karşı saygılı, bireysel farklılıklara duyarlı bireyler olarak
yetişirler. Kabul gören çocuk genellikle sosyalleşmiş, işbirliğine hazır, arkadaş canlısı, duygusal ve
sosyal açıdan dengeli ve mutlu bireydir.

Ar1 A2014

Çocuğunuzun adına düşünmek yerine kendi başına düşünmesini sağlayın. Sorununu çözmek yerine kendi sorununu çözmesine fırsat vermelisiniz. Çocuğunuzun sorumluluk duygusunu geliştirecektir.

”Bugün okulda ne yaptın?” sorusunun cevabı çocuk için uzun bazen de karışık olabilir. Bu nedenle “oyun saatinde ne yaptın? ,Yemek yedikten sonra ne yaptın? ,Uyandıktan sonra ne oldu?” gibi tanımladığınız zamana ait sormayı deneyin.
Söz verdiyseniz mutlaka bu sözünüzü tutunuz.

Yapması gereken ve unutmadan yaptığı her görev/iş/davranış için “teşekkür edin” ve “seninle gurur duyuyorum” deyin.
Çocuğunuzu korkutmayın ve tehdit etmeyin. Kendinizi çocuğunuzun yerine koyun, neler hissedebileceğini anlayabilirsiniz.
Başka çocuklarla çocuğunuzu, başka anne babalarla kendinizi karşılaştırmayın.
Eşinize şimdiye kadar yaşadığınız en güzel anıları hatırlatan bir mektup yazın.
Çocuk evinizin sadece size değil kendine de ait bir yer olduğunu hissetsin. Kendi odası dışında evin herhangi bir yerinde bazı değişiklikleri beraberce yaparak eşinize sürpriz yapın.

Torbanın içine evinizdeki eşyalardan (3-5 tane) koyun ve çocuğunuzun onları görmeden sadece dokunarak tanımasını sağlayın.
Çocuğunuzun diş fırçalamayı alışkanlık haline getirmesi için sizin diş fırçaladığınızı görmeye gereksinimi vardır. Sabah akşam dişlerinizi fırçalayarak çocuğunuza model olun.
Sokakta gezerken “Yanımdan ayrılırsan kaybolursun,seni kaçırırlar” vb. korkutmalar yerine herhangi bir aksaklık durumunda kimden nasıl yardım alacağını öğretin.
Çocuğunuza sizin için ne kadar önemli ve değerli olduğunu sık sık söyleyin.

Ek8 E2014

Çocuğun doğduğu günden temel eğitime başladığı güne kadar geçen ( 0-6 ) yaş arasındaki dönemi kapsayan ve çocukların daha sonraki yaşamlarında çok önemli bir yeri olan bedensel, psiko-motor, sosyal, duygusal, zihinsel ve dil gelişimlerinin büyük ölçüde tamamlandığı bu doğrultuda kişiliğinin şekillendiği, erkek çocukluk çağı diye adlandırılan gelişim ve eğitim sürecidir.

 

Okul Öncesi eğitim genel tanımıyla ( 0 -72 ) aylık çocukların sosyal, bilişsel, fiziksel, cinsel, duygusal, bilişsel gelişimlerini destekleyen sistemli bir eğitim sürecidir. ( 0 – 3 ) yaş kreş, ( 4 – 5 ) yaş anaokulu 6 yaş anasınıfı olarak isimlendirilir ve programlandırılır.

Tüm dünyada farklılık gösteren elliye yakın okul öncesi eğitim programı vardır ve bu programlarda temel amaç çocuğun gelişim alanlarının desteklenmesidir.

Çocuk Gelişim Alanları Nelerdir ?

Çocuk gelişimi deyince aklımıza 7 temel gelişim alanı gelir. Bunlar :

 

1 – Fiziksel Gelişim 2 – Psiko – motor Gelişim 3 – Sosyal Gelişim 4 – Duygusal Gelişim 5 – Cinsel Gelişim 6 – Dil Gelişimi 7 – Bilişsel gelişim

Doğduğundan itibaren bir birey olarak görmeye başladığımız çocuğun gelişimi bu kadarla bitmiyor. Ahlak gelişimi, kişilik gelişimi gibi diğer gelişim öğelerini de yukarıdaki başlıklarda toplamak mümkün.

Okul öncesi eğitim neden önemlidir ?

Çocuk gelişimi bireysel farklılıklar gösterir. Her çocuğun yürüme, diş çıkarma, konuşma yaşı aynı olmayabilir. Çocuk gelişimini etkileyen iki önemli faktör vardır.

 

1 – Kalıtım 2 – Çevre

Kalıtım deyince kromozom sayıları, genetik yapılar akla gelir. Her canlı hücrelerden oluşmuştur. Annenin yumurta hücresi ile babanın sperm hücresinin birleşmesi sonucu oluşan zigot anne ve babadan aldığı 23er kromozomla genetik yapısını oluşturur. Saç, göz, ten rengi, bazı karekteristik özellikleri, hemofili, gece körlüğü gibi kalıtımla getirebileceği bir takım kalıtsal hastalıklar çocuğun gen yapısında saklıdır.

 

Çevre çocuğa ebeveynleri tarafından sağlanan yaşamsal ortamdır.

– Doğum Öncesin – Doğum Anı – Doğum Sonrası zaman dilimlerini kapsar.

Yıllarca kalıtım ve çevrenin hangisinin daha etkin olduğu yönünde tartışmalar sürmüştür. Bu tartışmalarda kimi zaman çevre kimi zaman kalıtım üstün gelmiştir. Günümüzde bu tartışmalar son bulmaya başladı. Kalıtımın insan özelliklerinin sınırlarını belirlediği, çevreninde bu sınırlara ulaşıp ulaşmamada etkin rol oynadığı düşünülmekte. Çevre şartları olumlu olan çocuk kalıtımının en üst sınırına kadar potansiyelini gerçekleştirebilmekte. Olumlu çevre yaşantılarından biri de okul öncesi eğitimdir.

Ey14 2014

 

ÇOCUĞUNUZUN DİL GELİŞİMİNİ UYARMAK

Çocuğunuzun dil gelişmini uyarmanın en iyi yolu, mümkün olduğunca fazla konuşmaktır.
Basit yavaş ve direk ona yönelerek konuşun .
Birlikte olduğunuzda ne hissettiğinizi ne düşündüğünüz ona anlatın.
Bir yere gittiğinizde gördüğünüz olaylar ve yer hakkında onunla konuşun.
Yeni kelimeler konuşmasını ve iletişim kurmasını ödüllendirin .
Sizinle konuştuğunda direk ona bakın, ilgili ve dikkatli görünün.
Cevap vererek, gülümseyerek ve ya kafa sallayarak ne anlattığını anladığınızı gösterin .

Çocuğunuzun Dil Gelişimini Uyarmak İçin Yapılabilecek Uygulamalar;
Her gün çocuğunuza kitap okuyun .
Her gördüğünüz ve yaptığınız şeyi tarif edin.
Kalıpları tekrar eden şiir ve hikayeler okuyun.
Bazı kelimeleri onun tamamlamasın isteyerek hikaye anlatımını karşılıklı konuşma haline sokun .
Çocuğa hikaye ile ilgili sorular sorarak onun hikayeler uydurmasını sağlayın .
Nakaratlar ve şarkılar dinleyin, ezberleyin ve tekrarlayın . Aynı şarkıları tekrar tekrar yavaş ve basit melodilerle söyleyin.
Konuşmanız ve günlük aktiviteler sırasında renkler, sayılar ve zaman kavramını kullanın .
Sizden aldığı bazı mesajları başkasına iletmesini sağlayın.
Çocuğunuzun düşünmesini ve konuşmasın sağlamak için “eğer” içeren sorular sorun .

Ey14 2014

 

SÖZ DİNLEMEYEN ÇOCUKLARA NASIL YARDIMCI OLUNMALIDIR?

Çocuklarda zaman zaman anne-babalarının sözünü dinlememe kendi bildiklerini okuma davranışları görülebiliyor. Bu söz dinlememe durumu ile anne-babalar en sık çocuğun 2 yaş civarında olduğu dönemde karşılaşır. Bu dönem aynı zamanda çocuğun tuvalet alışkanlığını da kazandığı zamana denk düşer. Çocuk artık kendi vücudu üzerinde iyiden iyiye kontrol kazamaya başlamıştır. Bu dönemde çocuk istekleri üzerinde daha ısrarcı, inatçıdır. Anne babanın tahammül sınırlarını zorlayacak kadar zıtlık çıkarabilir, gereksiz yere ağlar, istekleri olmadığında eşyaları fırlatabilir, kendini yerlere atabilir. Bu durum zordur ancak normal gelişimin de bir parçasıdır. Çocuğa bakan kişinin bu sürecin geçici olduğunu bilerek sabırlı olması gerekir. Çocuğa bağırmak, şiddet uygulamak gibi yanlış tavırlar çocuğun daha da negatif bir tavır içine girmesine neden olmaktan başka işe yaramaz. Böyle durumlarda en uygun davranış sabırlı, sakin ve kararlı olmak, çocuğun sakinleşmesini beklemektir.

(Küçükyazıcı, 2006)

Anne-babalardan sık sık şu yönde yakınmalar duyulur;

· Ben ne dersem tersini yapıyor.

· Dediklerimi duymuyor.

· Koyduğum hiçbir kurala uymuyor.

· Ceza veriyorum olmuyor, ödül veriyorum yine olmuyor.

· Evde kendi cumhuriyetini kurdu, kendi de cumhurbaşkanı oldu.

· Söz geçiremiyoruz.

· Kendi kafasına göre davranıyor.

· İstediği olmadığında kendini yerden yere atıyor.

· Büyük, küçük dinlemiyor.

· Bazen sözlerimi anlamıyor diye düşünüyorum.

· Kızıyorum olmuyor, seviyorum olmuyor.

(Tuzcuoğlu,2005)

Söz Dinlememenin Nedenleri:
Çocuğun içinde bulunduğu yaş döneminin yanı sıra, çocuk eğitiminde anne babanın takındığı tavır ve farkında olmadan yaptıkları tutum hataları da çocuğun söz dinlememe davranışı göstermesine sebep olabilir. Özellikle çocuklara uygulanan katı disiplin veya tam tersi fazla gevşek bir disiplin, ebeveynlerin kararlı ve net bir tavır sergileyememesi ve çocuğa farklı mesajların verildiği kalabalık ortamlarda yetişmiş çocuklarda bu tip olumsuz davranışları daha fazla görüyoruz. Ayrıca çocuğa bir kardeş gelmesi çocukta yarattığı stres nedeniyle sinirli olmasına ve olumsuz da olsa ilgiyi üzerine çekmeye yönelik zorlayıcı, söz dinlemez davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir. (Küçükyazıcı, 2006)

Anne Babalar Neler Yapabilir:

· Çocuğunuza beklemeyi öğretin. Her istediğimiz şeye hemen kavuşmamızın mümkün olmayacağını bazen çok emek vermemiz, sabır göstermemiz gerektiğini örneklerle anlatın.

· Bekleme sürecini eğlenceli hale getirmek için odasının duvarına bekleyeceği gün sayısı kadar boncuklar dizip asabilirsiniz. Her gece yatmadan önce boncuklardan bir tanesini alarak kaç gün kaldığını hesaplamak onun için eğlenceli olacaktır.

· Çocuğunuzdan her hangi bir şey isterken içinde bulunduğu yaş durumunu dikkate alın ve gücünün üzerinde başarı beklemeyin. Sizin beklentileriniz doğrultusunda davranmadığında başarısızlık duygusu ve özgüven eksikliği yaşar ve daha sonraki zamanlarda yapabileceği işleri bile yapmamaya çalışır.

· Anne baba olarak çocuğa sergilediğiniz tutumu gözden geçirin. Çok katı, aşırı hoşgörülü veya tutarsız bir yaklaşım çocuklarda söz dinlememe ve tepki verme davranışını destekler niteliktedir. Mutlaka tutarlı olmanız gerekmektedir.

· Çocuğunuza engel koyma yerine seçenekler sunun. İstediği bir şeye eğer onay vermiyorsanız “Hayır” “olmaz” “asla” gibi sözlerle engellemek yerine seçenekler sunarak onu yönlendirmeye çalışın.

· Çocuğunuzun yaptığı çalışmaları ve davranışları sık sık eleştirmeyin, hatalarını yüzüne vurmayın. Hataların güzel şeyleri yapmada önemli olduğunu hatayı görüp düzelterek daha güzellerini yapabileceğini çocuğunuza öğretmeniz gerekir.

· Çocuğunuz, istediğiniz bir şey olmadığında bağırıp çağırıyor kendini yerden atıyorsa bunu bastırmak amacıyla ses tonunuzu yükseltmeyin, aksine olabildiğince sakin ve yumuşak ses tonu kullanın. Gittikçe artan ses tonlarının sonu gelmez!

· Çocuğunuzu kurallara boğmayın, bıktırmadan ve yavaş yavaş kurallara alıştırmak daha yararlı olur.

· İstediklerinizi yerine getirme konusunda çocuğunuza aceleci davranmayın, zaman tanıyın.

· Ailenizde kurallı yaşamayı benimseyin ve uygulayın. Kurallara uyma konusunda anne baba tutarlılık gösterirse çocuk da bundan etkilenecektir.

· Çocuğunuza olan sevginizi ve ilginizi her fırsatta dile getirmekten ve göstermekten çekinmeyin.

· Aldığınız tüm önlemlere rağmen başarılı olamıyorsanız mutlaka bir uzmandan yardım alın. (Tuzcuoğlu,2005)

Ey14 2014

 

Büyük gün geldi:Çocuğunuz kreşe başlıyor!

Çocuğunuzun okul öncesi eğitime mutlu ve güvenli başlamasını sağlayabilirsiniz…
Okul öncesi eğitimin yararları artık tartışma götürmüyor.Çocuklar kreşte akranlarıyla ilişki kurma şansı buluyor paylaşma, sıra bekleme ve kurallara uyma gibi önemli hayat derslerini öğreniyorlar. Ayrıca kreşler çocukların ana sınıfı ve daha sonraki eğitim hayatına da hazırlıyor. Ancak kreşe başlamak hem anne-baba, hem de çocuk açısından bazı karmaşık duyguların yaşanmasına da neden oluyor. Hiç tanımadıkları öğretmenler ve çocuklarla dolu yabancı bir ortama girmek çocuklarda hem bazı kaygıların , hem de beklentilerin doğmasına neden oluyor. Anne-Babalar ise çocuğun kreş için hazır olup olmadığı konusunda karmaşık duygular yaşayabiliyorlar.

ÖNCE KENDİNİZ HAZIR VE KARARLI OLMALISINIZ

Çocukların yeni ortamlara uyum yeteneği çok yüksektir.Ancak onun bu uyum yeteneğinin sizin tarafınızdan engellenmemesi gerekir. Şöyle ki,çocuğunuzu kreşe başlatma kararı verdiğinizde,çocuktan önce sizin Anne-Baba olarak kendinizi buna gerçekten hazırlamanız ve kararınızdan emin olmanız gereklidir.Sorun yaşamak istemiyorsanız,siz bu kararınızdan emin olmadan ve kreşe başlatma konusunda kendinizi tam olarak hazır hissetmeden önce çocuğunuzu kreşe başlatmayın.

Siz çocuğunuzu kreşe başlatma kararınız konusunda ne kadar rahat olursanız, çocuğunuz da, siz de o kadar az sorun yasarsınız.

ÇOCUĞUNUZUN KORKULARINI HAFİFLETEBİLİRSİNİZ
Önceden bazı noktalara dikkat ederek, çocuğunuzun korkularının azalmasını ve kendini güvende hissederek rahatlamasını sağlaya bilirsiniz.

Konuşun
Çocuğunuz kreşe başlamadan önce onlarla kreş hakkında bol bol konuşun. Kreşlerde sıklıkla yapılan faaliyetleri çocuğunuza yavaş yavaş tanıtın. Örneğin makasla kağıt kesmeye ve boya kalemlerine alışkın bir çocuk, kreşte de aynı kağıt ve boyaları görünce rahatlar.

Birlikte kreşi ziyaret edin
Kreşe başlamadan önce birkaç kez çocuğunuzla birlikte kreşi ziyaret etmek de, çocuğun yabancı ortama girmekten kaynaklanan endişesini de hafifletebilir.Bu ziyaretlerle hem çocuğunuzun öğretmeni ile tanışma ve kreşteki rutin uygulamalar, faaliyetler konusunda bilgi alma, hem de bu rutin uygulama ve faaliyetlerin bir kısmını evde çocuğunuza tanıtma şansı bulursunuz. Sınıf ziyaretlerinde çocuğunuzun sınıfı kendi istediği gibi keşfetmesine, gözlemesine ve diğer çocuklarla ilişki kurup kurmamaya kendisinin karar vermesine izin verin. Burada amaç çocuğun kreşe aşinalık kazanmasını ve kendisini rahat hissetmesini sağlamaktır.

Bu sırada sizde öğretmene çocuğun bol bol ağlayıp,sizden ayrılmayı reddedebileceği ilk günü nasıl atlattıklarını sora bilirsiniz. Çocuğun rahat bir geçiş yapmasını sağlamak üzere ilk haftada nasıl bir düzen uygulanacağını da öğrene bilirsiniz.

Kendi kaygınızı çocuğunuza yansıtmayın
Çocuğunuzun önemli bir adım atmakta olduğunu kabul etmeniz ve onu desteklemeniz önemli olmakla birlikte,
Farkında olarak veya olmayarak, bu değişiklik konusunda üzerinde çok fazla durmanız, yaşayacağı değişiklikleri çok fazla vurgulamanızda çocuğun kaygısını arttıra bilir. Unutmayın küçük çocuklar Anne-Babaların verdiği sözel olmayan sinyalleri okumakta ustadırlar. Bu nedenle eğer siz onu kreşe başlattığınız için suçluluk duyuyor ya da nasıl onu kreşe bırakıp çıkacağım konusunda endişe hissediyorsanız, büyük olasılıkla çocuğunuzda bunu hissedecek.

Tekrar vurgulayalım: Çocuğun kreşe rahat bir şekilde uyum sağlaması ve burada mutlu olması için öncelikle sizin bu konuda kararlı, rahat ve emin davranmanız gereklidir.

Çocuğunuzu kreşe gönderme kararınız konusunda siz ne kadar sakin ve emin davranırsanız, çocuğunuza da kendini o kadar güvende hissedecektir. Sizin en ufak bir güvensizlik ya da tereddüdünüz ise çocuğun güvensizlik hissini ve kaygısını şiddetlendirecektir.

Ey14 2014

 

Hata yapmaktan korkan bir insan hiçbir şey yapamaz.

Çocuğun hata yapmaktan korkmayacağı bir ev ortamı oluşturmak, biz büyüklerin en büyük görevlerinden biridir. Böylece çocuğun girişimcilik ruhunu öldürmemiş oluruz. Bugün, toplumumuzdaki kişilik bozukluklarının sebebi ailelerin eğitim hatalarıdır. Çocuk, aslında ailesinin aynasıdır. Biz çocukla iletişime geçtiğimizde ruhuna inebildiğimizde bazen öyle derin yaralar görüyoruz ki eğer aile, tutumlarından dolayı açtıkları bu yarayı görebilselerdi eminim çok daha sabırı ve hoşgörülü davranacaklardı. Halbuki çocuğun, kendine güvenen, risk almaktan korkmayan, yaptıklarının sonuçlarına katlanan, sorumluluk almaktan çekinmeyen, iç disiplini gelişmiş bireyler olarak yetişmesi, hem kendileri hem de çevrelerindeki kişiler açısından büyük bir kazanç olacaktır. Mutlaka her gün çocuklarımızı kucağımıza alıp sevelim, okşayalım. Onu sevdiğimizi sık sık söyleyelim.

Unutmayalım şiddet gören çocuk saldırgandır, sevilen çocuk sever. Mesajımız, hatalarına rağmen onu o olduğu için sevdiğimizi ona hissettirmek olmalıdır. Hele hele çocuksu tavırlarla “Seni sevmiyorum, senin annen değilim!” gibi sözler çocukta onarılmaz yaraların açılmaıına sebep olacaktır. Tutarlı olup çocuktan yapmasını istediğimiz ve istemediğimiz davranışları açakça bildirmeliyiz. Çocuk, bizim ne istediğimizi bilmiyorsa daha kolay hata yapacaktır. Kurallar belli olursa sürtüşme de azalır. Kuralları belirlemek de tek başına yeterli olmaz, bunun yanında çocuğumuzu aktif olarak dinleyip onun da düşüncelerine saygılı olmamız gerekir. Kurallar da eleştiriye açık olmalıdır. Aslında her konuda onu dinlemek için sabrımız olmalıdır. Anne babasının dinlemediği çocuk kendisinin dinlenmeye değer olmadığını düşünür ve böyle bir çocuk sizce toplumda rahat konuşmak için gereken cesareti bulabilir mi? Oysa ki, günlük başarılarını, üzüntülerini, hayal kırıklıklarını paylaşan çocuk rahatlar, daha çok kendine güvenir. Çocuğumuzun ne giyeceğine, oyuncak sepetinden hangi eşyaları başkasına vereceğimize biz karar vermeyelim, kararı onunla paylaşalım. Bir akşam yemeğinde de onun istediği yemeği pişirip sürpriz yapalım ve bunu onun için pişirdiğimizi söyleyelim. Çocuğumuzu büyütürken dış görünüşten çok kişiliğin önemli olduğunu vurgulayan mesajlar verelim. Böyle yapmazsak vücudunla ilgili herhangi bir değişimde özgüveni de sarsılmış olacaktır. İnsanların ne giydiğine, hangi markayı almış olduğuna dikkatlerini çekmeyelim; böyle yaparsak iyi giyinemediğinde kendine iyi hissetmeyen bir çocuğa sahip oluruz. Onun doğduğu anı, bebekliğini hikâyecikler haline getirelim ve ona anlatalım böylece bizim için ne kadar değerli olduklarını hiç unutmayacaklardır, kendilerine saygıları yükselecektir.

Ey14 2014

 

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN ÖNEMİ

Okul öncesi eğitim olarak adlandırılabilecek ilk kurum, çocuklar için oyunun en önemli eğitim aracı olduğunu ileri süren pedagog Freidrich Wilhelm Froebel tarafından 1816 yılında kurulmuştur. 20. yüzyıla gelindiğinde ise okul öncesi eğitim döneminin çocukların gelişim özellikleri ve eğitim ihtiyaçları açısından çok önemli bir dönem olduğunun farkına varılmış ve çocuğun geleceğini belirlemedeki etkisinin önemi anlaşılmıştır. Günümüzde ise bilimsel olarak okul öncesi eğitimin başlaması gereken yaş aralığı 3 – 6 olarak belirlenmiştir. Türkiye’de okul öncesi eğitim ihtiyacı kadınların çalışma hayatında daha çok yer edinmeye başlaması ile ortaya çıkmış, ailelerin bilinç düzeylerinin artmasına paralel olarak da ilgi artmıştır. Bunun yanı sıra anne baba eğitimi çalışmaları ile de anne babaların bilinç düzeylerinin de yükseltilmesine çalışılmaktadır.

Çocukların zihinsel ve kişilik gelişiminin %70’i 0-6 yaş arasında tamamlanmaktadır. Çocuğun temel bilgi, beceri ve alışkanlıklarının bu erken dönemde kazanılması, zihinsel yeteneklerinin hızlı bir biçimde gelişip biçimlenmesi ve gelişimine ait ilk temellerin bu dönemde atılması nedeniyle 0-6 yaş dönemi büyük öneme sahiptir.

İnsan yaşamında bu kadar önemli bir yeri olan bu dönemin en iyi biçimde değerlendirilmesi, nitelikli bir okul öncesi eğitimle gerçekleşebilir. Bu nedenle, okul öncesi eğitimin kalitesini artırmak, en etkin biçimde düzenlemek ve tüm yaş grubuna hizmet edecek biçimde yaygınlaştırmak çok önemlidir.

Bu nedenle, Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü üzerine düşen görevleri, ülke çocuklarının ve ailelerin menfaatleri doğrultusunda programlar geliştirerek, projeler hazırlayarak, eğitici materyaller geliştirerek ve periyodik olarak öğretmen eğitimi yaparak yerine getirmektedir.