Çocuğun Gelişim Sürecinde Oyunun Yeri

Çocuklar duygularını yetişkinler gibi anlamlandıramadıkları gibi duyguları hakkında da yetişkinler gibi konuşamazlar. Oyun, çocuğun duygularını, meraklarını ve ihtiyaçlarını ifade edebileceği bir alan sağlar. Gündelik yaşamda çocuk yetişkinlerce kontrol edilen bir dünyaya uyum sağlamak durumundadır. Oyun aynı zamanda çocuğa bu yetişkin dünyasından uzakta, kurallarını kendi koyabildiği ve böylece yaşamı üzerinde bir kontrol duygusu hissedebildiği bir yer açar.

Serbest ve yapılandırılmış olarak iki farklı oyun türünden söz etmek mümkündür. Adlarından da anlaşılabileceği gibi ilki belli bir beklenti ve kuralın önceden belirlenmediği çocuğun kendi istekleri doğrultusunda oluşur, diğeri ise belli kurallar çerçevesinde oynanır. Her birinin çocuğun gelişiminde farklı katkıları vardır.

Çocuğun gelişimini etkileyen etmenler üzerine yapılan araştırmalarda, özellikle serbest oyunun sadece insanlarda değil, hayvan yavrularında da sosyal adaptasyon, stresle baş etme ve problem çözme gibi bilişsel becerilerin oluşması için çok önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Serbest oyunun, önceden belirlenmiş kuralları olmadığı için diğer oyun türüne göre daha yaratıcı süreçler içerdiğini ifade edilmektedir. Oyunun gelecekte beklenmeyen durumlar karşısında veya yeni ortamlar için gerekli olan esneklik ve yaratıcılık becerisini desteklediğini düşünülmektedir. Oyun çocukların öğrenmesinin bir yoludur ve oyunun yokluğunda çocuklar öğrenme deneyimlerinden de mahrum kalmış olur.

Çocuğun gelişim süreci çocuğun oyunlarına da yansır. İki yaşa kadar olan dönemde, çocuğun oyunları kendi bedeni, daha sonra da başka nesne ve kişileri kullanmaya içerir. Ellerini yüzüne yaklaştırıp, uzaklaştırması, bacaklarını hareket ettirip beşiği sallanması aslında bebek için bir tür oyundur. Daha sonra çıngırağını eliyle sallaması, eline aldığı topu ağzına götürmesi, döndürmesi, atması,”cee-e” oyunu oynaması hepsi bu döneme ait oyunlardır. Bebek hem eğlenir, hem de kendisinin gelişimine katkıda bulunacak birçok bilişsel, ruhsal ve zihinsel beceriyi geliştirir.

İki yaşla birlikte çocuk sadece gördükleri üzerinden değil hayal ettiği ve tasarımladığı şeyler üzerine oyunlar geliştirir. Böylece, çocuk çevredeki nesneleri hayal ettiği gibi kullandığı, gerçekte olmayan kişi veya nesnelerin oyunda var olduğunu hayal ettiği “sembolik oyun” veya “-mış gibi” oyunlar kurgular ve oynar. Bu dönemde, çocuk örneğin at gibi kullanabileceği araçlar geliştirir ve bu temsili sistemi kullanarak oyunlar oynar. Yaklaşık olarak 6 yaşına geldiğinde ise kuralları anlayabileceği ve uyabileceği bilişsel olgunluğa eriştiğinden kutu oyunları, spor gibi kurallı grup aktivitelerine, yapılandırılmış, kurallı oyunlara eğildiği sıklıkla görülür. Yapılandırılmış oyunlar önceden belirlenmiş ve takip edilmesi gereken kuralları içerdiği için sıra bekleme, yenme-yenilme, başarısızlık toleransını geliştirme, içinde bulunduğu gruba uyum sağlama ya da liderlik yapma gibi birçok sosyal beceriyi geliştirmede önemli bir katkısı vardır.

Çocuk gelişimi gibi, oyun gelişiminin de evrensel özelliğinin yanı sıra kültürün de oyun ve oyuncak tercihinde etkili olduğu bir gerçektir. Şüphesiz cinsiyet de oyunun temelleri ve çocukların oyun içinde aldıkları roller bakımından farklılık gösterir. Örneğin, erkekler hareket imkanı olan, rekabete dayalı oyunları tercih ederken, kızlar ağırlıklı olarak yumuşak, söze dayalı, aile ilişkilerine dayalı oyunları tercih etmektedirler.

Oyunlar sırasında önemli olan pahalı oyuncaklara sahip olmak değildir. Çocuğun güvenle ve çok amaçlı kullanabileceği su, kil, kum gibi doğal malzemelerin yanı sıra tahta bloklar, lego, kullanılmış giysi ve eşyalar gibi hayal gücünü kullanabileceği oyuncaklar öncelikli seçilmelidir. Bazen çocuğa silah, kılıç gibi malzemeler sağlamak anne-baba için kaygı uyandırıcı olabilir. Oysa çocuk, bu objelerle oynamak istedikten sonra bir tahta parçasını bile kılıç olarak hayal edip kullanabilir. Dolayısıyla yetişkinlerin kaygıları nedeniyle çocuğun oyuncak seçimine kısıtlamalar getirmesi çoğu zaman etkili olmamaktadır. Oyun, aynı zamanda agresyonun güvenli bir biçimde ifade edilmesine de hizmet eder. Örneğin, çocuk parmağını silah olarak hayal edip ateş edebilir, kâğıtları yırtabilir veya boksör olduğunu hayal edebilir. Oyun içinde çocuk kendine, çevreye veya oyuncaklara zarar vermediği sürece her şey serbest bırakılmalıdır.

Çocuğun yaşamının büyük bir kısmı oyunla geçtiği için, onunla iletişim kurmanın en iyi yolu oynamaktır. Bu yüzden çocuğuyla ilişkisinin sağlıklı ve olumlu gelişmesini isteyen bir anne-babanın ilk önce çocuğuyla oyun oynayabilmesi gerekir. Ancak, yapılan araştırmalar, ailelerin akademik beklentilerdeki artış ve kendilerinin de oyundan uzaklaşmaları nedeniyle çocuklarının serbest oyuna ayırdıkları zamanı kısıtladıkları yapılandırılmış aktiviteleri tercih ettikleri görülmektedir. Birçoğu okul sonrası serbest zamanı ev dışındaki müzik, spor gibi kendileri dışındaki kişilerle yapacakları aktivitelerle doldurma eğilimindedirler. Oyun oynamaya başlamak içinse hiçbir zaman geç değildir, çünkü oyun, çocukların olduğu kadar yetişkinler için de kendi çocukluklarına dönmeyi ve yetişkinlikte belki kabul görmeyecek şeyleri yapabilme serbestliğini verir.

Çocukla oynanan serbest oyununda yetişkinlerin uyması gereken bir takım kuralla vardır. Serbest oyunda oyunu çocuk seçer. Örneğin doktor, prenses olmak ya da özellikle erkek çocuklarının oynadığı güreş gibi… Oyunun en önemli amacı çocuğun iç dünyasını açabileceği, duygu ve ihtiyaçlarını ifade edebileceği bir alan yaratmaktır. Bu nedenle oyun oynarken anne-baba çocuğu yönlendiren değil ona eşlik eden bir konumda durmalıdır. Böylece çocuk ihtiyaç ve problemlerini ifade etmesine yönelik oyuncaklar seçer ve yaşadığı olayları yeniden yaratarak bu tecrübelerini değiştirme fırsatını bulur.

Oyunda rolleri çocuk paylaştırır. Çocuk bazen rol verebileceği gibi bazen de tek başına oyunu sürdürmeyi seçebilir. Bu durumda ebeveyn yalnızca tanımlama ve duygu adlandırma düzeyinde çocuğa eşlik eder. Eğer çocuk bir rol verirse de yine çocuğu takip etmek adına ebeveynin ne diyeceğini ne yapacağını da çocuk belirlemelidir. Bu bağlamda ebeveyn oyundan kısaca çıkarak, ses tonunu da değiştirerek ‘ne desin’ ‘şimdi napsın’ gibi fikir almalı ve çocuğun istediği doğrultuda bu rolü oynamalıdır.

Yetişkin ise öğretme kaygısı gütmeden çocuğun seçtiği role girmesi önemlidir. Ebeveyn ses tonu ve mimiklerle o rolü oynayabilmesi, yani –mış gibi yapabilmesi çocuk için önemlidir. Bazen anne-baba olarak çocuğun verdiği rolü oynamakla ilgili tereddüt yaşanır. Bu rolü oynayarak anne-baba olarak otoritesinin sarsılmasından veya verilen rolü yeterince iyi oynayamamaktan endişelenir. Örneğin oyun içinde çocuk ebeveyne ‘sen bebek ol ben de anne’ diyebilir. Bu noktada ebeveynin performans kaygısını ve kendi meselelerini (otoriter imajı korumak gibi) bir kenara bırakıp çocuğa eşlik edebilmesi önemlidir. Böylece ebeveyn çocuğun iç dünyasındaki bir nesne görevini görerek onun kendi dinamikleri üzerinde çalışabilmesine yardımcı olur.

Birçok anne-baba çocuklarıyla oyun oynarken hem onlarla güzel vakit geçirmek hem de onlara bir şeyler öğretmek amacı güder. Özellikle çocuklarıyla paylaşacak vakti kısıtlı olanlar, gün içinde onlara vermek isteyip de veremediğini “her şeyi” birlikte oynadığı oyuna sığdırmaya çalışır. Örneğin, lego yapmak isteyen oğluna “uçak öyle değil böyle yapılır” ya da evcilik oynamak isteyen kızına “dikkat et, yemeği dökme” gibi müdahaleler yapar.

Bazen farkında olmadan bu müdahaleler öyle çok olmaya başlar ki, hem çocuğun yaratıcılığını ve girişimciliğini engellemeye hem de ebeveynin onunla olan ilişkisini germeye başlayabilir. Çocuk ebeveyni daha çok öğretici konumda görebilir. Bu da çocuğun ya onunla güç mücadelesine girmesine ya da tamamen pasif bir konuma geçerek boyun eğmesine yol açabilir. Her iki durum da çok sağlıklı değildir. Bu nedenle öğretmeden çocuğun yönlendirmesine izin vermek gerekir.

Anne-baba olarak oyun esnasında ortaya çıkan duyguları kabul edebilmesi çocuğun kendi duygularını kabul edebilmesinin ilk adımıdır. Kuşkusuz anne-baba için en zor olanı agresif oyunu tolere edebilmektir. Örneğin çocuk zevkle bir hacıyatmazı yumrukladığında, kağıtları yırttığında veya eline silah alıp ateş eder gibi yaptığında pek çok kişi kaygılanır. Oyun içinde çocuk kendine, anne-babasına veya oyuncaklara zarar vermediği sürece her şey serbesttir. Oyun sırasında çocuğa olumlu geribildirimde bulunmak önemlidir. Ancak yaptığı ve ortaya çıkardığı üründen çok onu yaparkenki süreçte gösterdiği gayrete vurgu yapmak çocuğun ödülünü kendi içinde oluşturmasına yardımcı olur.

Çocuğun seçtiği oyunlar onun iç dünyasının bir temsilidir. Birlikte oynarken bazı oyunların dolayısıyla temaların tekrar ettiği görülür. Bunların farkında olmaya ve onun hayatında hangi ihtiyacı veya fanteziyi temsil ettiğini anlamaya çalışmak, çocuğu anlamak adına önemli anahtarlardır. Örneğin, silahlarla oynamak güç sahibi olmaya ilişkin arzusunu temsil ediyor olabilir. Yaptığı resimler veya hamur üzerine konuşmak anne-babayla olan paylaşımını arttıracaktır. Oyun oynayabilen anne-baba ve çocukların birbirleriyle ilişkilerinin daha sıcak, çatışmaları çözebilme becerilerinin yüksek, paylaşımlarını da sağlıklı olduğu görülmektedir.

Dolayısıyla oyun günlük yaşantının bir prototipi gibidir. Çocuğun büyümesiyle kendisinden uzaklaştığı, bireyselleştiğini hisseden anne-baba için vaz geçilmez bir hayata hazırlanma deneyimi olarak yaşanabilir. Oyun içinde anne-babası eşliğinde deneyimledikleri onun gelecekte ihtiyacı olan becerileri geliştirmesine yardımcı olur. Anne-babası çocuğuna eşlik edebildikçe, kendi başına kaldığı zamanlarda kendisi için bu değerli anlardaki deneyimleri içselleştirerek karşılaştığı durumlarla baş edebilecektir.

Şebnem Orhan
Uzman Klinik Psikolog